“Pazartesi Sendromu”ydu o; değil mi?

Bakalım kaçımız o “Farkındalık” duygusunu yılın her gününe yayacak…?

21 Mart 2015 21:47

Yazar olmanın alengirli tarafları vardır. Ben ve benim gibi birçok yazar, günün anlam ve önemine binaen yazı yazmaktan imtina ederler. Bunun nedeni ise takvimin getirdiği bir takım “Farkındalıklara” karşı duruşumuzdur belki. Takvimler yazarları öyle pek bağlayan bir çetele değildir. Zaman kavramı, bir yazarın yaşantısında pek fazla yer almaz. Çünkü gecenin bir yarısı uykusunu yarıda kesip, daktilosunun ya da bilgisayarının başına geçebilen, olmadı yatağının başucundaki komodinin üzerinde duran defterine notlar tutabilen bir yapısı vardır, tüm aklı evvel yazarların…

Neyse, Sendrom demiştim az önce. Burada uzun uzun “Sendrom ne demektir?” sorusunun cevabını yazmaya kalkmayacağım. Anlatmak istediğim başka. Ama yine de şunu söylemek gerekirse ortak cevap “Bozukluk” kavramına çıkıyor…

Şimdi aranızdan herhangi birine “Sendrom nedir?” diye sorsam, birçoğunuz “Pazartesi Sendromu” cevabını verecek. Bunun nedenini ise, istirahatle geçen bir hafta sonunun ertesinde sabah erken kalkıp, çalıştığı iş yerinin yolunu tutmak olarak gösterecek.

Az önce de dediğim gibi, yazar kısmı zamanı biraz farklı yorumlar…

21 Mart tarihine rastlayan tarihler bütün dünyada “Farkındalık Günü” olarak anlamlandırılır. Bunun sebebi ise her gün karşılaşabileceğimiz Down Sendromu’na sahip dostlarımızdır.

21 Mart günü herkes sosyal medyada yaratabileceği kadar “Farkındalık” yarattı. İşte işin bizlik tarafı da bundan sonrasında; yani 21 Mart haricinde yazılan bir yazıda.

Bakalım kaçımız o “Farkındalık” duygusunu yılın her gününe yayacak…?

Bizler kendimizi normal olarak görüyoruz ya, başkaları bize anormal gelir yani hep. Nedeni ise, sanki hepimiz genetikten çok iyi anlarmışız gibi, kırk altı kromozoma sahip olduğumuzdur. Yani yirmi üç adet “X” kromozomu, yirmi üç adet de “Y” kromozomu.

 Kırk altı kromozom var yani. Hâlbuki bu çocuklarda bizden bir kromozom fazlası, yani kırk yedi kromozom var. Yani bizden eksikleri yok. Aksine; sizin anlayacağınız ciddi ciddi fazlaları var.

Şimdi normal olan biziz, anormal olan onlar, öyle mi? Bunu diyenler de var ki onlar, apayrı bir cahillik ve apayrı bir mesele… Neyse… Zaten konumuzda o normaller(!) değil  

Arada sırada görürüz mesela, ne kadar güleç bakarlar. Gözlerine baktığınızda ilkin anlamaya çalışırlar. Hafif bir tebessüm etseniz, o bizden fazla olan kromozomları sayesinde tebessümünüze, gülerek karşılık verirler. Yüzlerinde hep mutlu bir ifade vardır. Etraflarında olup bitenlere ilgisiz gibi görünseler de ilgileri vardır.

Algılarlar.

Mutlu görünmelerindeki sebep ise, kötülük diye bir durumu bilmemeleri. Cidden. Yani planlayarak kötülük yapmaya meyilleri yok. İsteler de yapamazlar değil yani. Kötülüğü bilmedikleri için kötü olamazlar.

Bir eksik kromozom yüzünden biz normal insanlar cinayetler işliyoruz, hırsızlık yapıyoruz, kadınları dövüyoruz, çocukları öldürüyoruz, savaşlar çıkarıyoruz, ormanları yakıyoruz, hayvanlara işkence ediyoruz, küfrediyoruz, komşularımız açken tok yatıyoruz, menfaat için insanları kandırıyoruz, tek ayak üzerinde binlerce yalan söylüyoruz ve üstüne üstlük yalan yere namuslarımız, şereflerimiz, çocuklarımız, dini değerlerimiz üzerine yeminler ediyoruz…

Ve bizler kırk altı kromozoma sahip olduğumuz için normaliz!

Ama onlar bunların hiç birini yapmıyor. Yapamıyorlar yani. Çünkü dedim ya; kötülüğü bilmiyorlar!

Ve onlar çok iyi bakılmadıkları sürece uzun yaşayamıyorlar. Genç yaşta bu dünyayı terk ediyorlar. Herhalde yaşamak zorunda kaldıkları bu kötülüklerle sarmaş dolaş dünyanın pisliğine daha fazla tahammül edemiyorlar.

Pazartesi Sendromu mu?

Bence bir kez daha düşünün…

 

 

Haftaya görüşmek üzere…

 
farkındalık down sendrom pazartesi kromozom kötülük
Bu Haber 2092 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin