1 Kasım, 1 Oy ve Bir Ülke
1 Kasım zora giren Ülke huzurunu geri kazanma, ya da daha büyük huzursuzluğun daveti noktasında bir tek oyun bile önemli olan bir seçimdir.
Karaman’dan bir süre ayrı kaldık. Giderken bıraktığımız
Karaman yerinde duruyor. Gidip gezdiğimiz yerlerde de gördük ki siyasi tansiyon
hep aynı.
Beş aydan daha kısa bir süre sonra tekrar sandığa gidecek
seçmen 7 Hazirandaki gibi heyecanlı ve coşkulu değil. Sessiz ve düşünceli.
Son aylarda olanlar büyük bir huzursuzluk sebebi oldu.
Her siyasi kesim de, farklı yorumlar, fikirlerle olayların
anlaşılmasını zorlaştırdı ve nerdeyse gerçek sebeplerin bir kenara
bırakılmasına çabaladı.
Ama sebep, aynı sebep, hedef, aynı hedef… Müslüman
Dünyasında ayakta kalan tek Ülke Türkiye’de bir kaos karmaşa oluşturup Haçlı
zihniyetinin son darbesini indirmek.
Elbette avuçlarını yalayacaklar ve bu güne kadar yaşadıkları
mağlubiyetin bir yenisini tadacaklar. Bu memleket sahipsiz değildir. Doğan her
yeni can, son nefesine kadar Vatan toprağının bekçisi, Bayrağın sahibi,
bağımsızlığının koruyucusudur. Bu binlerce yıldır böyle olmuştur ve asla da
değişmeyecektir.
Bu gün yaşanan siyasi
çalkantıların altında da bu yatmaktadır.
Senaryonun bir parçası olan, siyasi hırs ve emellerin
kullanılması noktasını iyi kullanan senaristler muhalefet liderlerinden tutun
da kendi oyundan başka tek bir oya hükmedemeyecek olan muhalif görüşleri bile
kışkırtarak, korkutarak, gaza getirerek, vaatler üreterek, en çok da iftira ve
provokasyonlar tertip ederek yıkmak ve yok etmek adına başarı beklemektedirler.
Daha düne kadar bir
dini oluşum olarak gördüğümüz paralel cemaat içinde bile öylesine mübarek,
öylesine değerli ve samimi insanlar var ki. Ama bu gün gelinen noktada küfre
varan, vatan hainliğine varan, hiçbir mantığı olmayan fikirlerin ve
davranışların savunucusu oluverdiler.
İktidar partisinde, tepede olmanın rehaveti içinde, taşra
teşkilatlarına karşı vurdumduymaz bir tarın sergilenmesi de başlı başına bu
senaristlerin ekmeğine yağ sürdü.
Yakından takip imkânı bulduğumuz ve bu son seyahatlerimizde
de müşahede ettiğimiz kadarı ile bu sadece Karamanımıza has bir olay değil. Tüm
illerde, yerel siyasetçilerin hataları iktidar partisine karşı bir soğukluk ve
uzaklaşma vesilesi olmuş.
7 Haziran sonrası Genel Merkez teşkilatlarında başlayan
değişim zaman darlığı nedeni ile taşralara intikal edemedi. Bu seçimlerde de bu
soğukluk sürer mi bilmiyoruz. Ama sürer de bu seçimler bir 7 Haziran tekrarı
olursa o zaman büyük çalkantılar yaşanacak demektir.
Milli irade beyanı için 1 Kasımda sandığa gidecek seçmendeki
sakinlik, suskunluk ve düşünceli tavır biraz da bundan kaynaklanıyor.
Ama yerelde pire kadar rahatsızlık veren yerel siyasetçiler
için de yorgan yakmak elbette gerekmez.
Ülke bir önceki seçimde önemli bir dönemeçten geçti. Bir
yalpalama ve sendeleme oluştu. Bu tür olumsuzluklar nedeni ile 1 Kasım günü
aynı sonucu yaşamak büyük sorunlara yol açacaktır.
İktidar Partisi ciddi anlamda da 7 Haziranın bir ikaz
olduğunun farkına varmış olmalıdır. Umalım ki bu düzen değişecektir.
Taşradaki bu olumsuzluklar, ateşler içindeki Ülkemizin
akıbetinden önemli değildir. Yerelin öz eleştiri yapmama, yanlışlar karşısında
susma, çirkini çıkar için kollama, liyakatsiz de olsa mevki sahibine piyaz
yapma alışkanlıklarının oluşturduğu bu teşkilatlar elbet baki değildir. Ama
Türkiye Devleti baki kalacaktır. Kalmalıdır.
Sandığa giden kararsız, suskun, düşünceli seçmen, yerel
siyasetçilere değil ülkenin geleceğine oy vereceğini bilmelidir. Zaten bir
parça izan olsa yerel siyasetçiler de 7 Haziran hezimetinin en önemli belki de
tek sebebinin kendileri olduğunu anlar, ya durumlarını düzeltir ya da çekip
giderlerdi.
Başta, en yukarıda, en yüce olmak demek despotluk, faşistlik,
derebeylik değildir, İmkânları nefsani arzular için kullanmak hiç değildir.
Toplumda ötekileştirme ayrıştırma ve eleştirilere Devletin gücünü kullanarak
tepki göstermek hiç değildir. Yani bu günkü davranışları hiç ama hiç uygun
değildir.
Karamanın Lütfi Elvanı başka şehre uğurlama kaybına karşı,
Recep Konuk gibi liyakatli bir adayı bulması bir şanstır. Verilen oyların yerel
siyasiler için duyulan endişeyi ortadan kaldıracak kadar güçlü bir seçenektir.
Allah’ın Lütfu ile bir şans yakalayan Recep Şeker de en kötü
ihtimalle mecliste bir oy demektir. Dileriz Yine Allah’ın lütfu ile kazanacağı
mevkiinin sadece ve sadece Allah Rızası için, bu Millete hizmet için olduğunun
farkına varıp, tanrısal bir güç olmadığını da fark eder. Kişilerle değil de
sorun ve çözüm yolları ile odaklanıp, kitlelere hizmetin lezzetini tadar.
1 Kasım zora giren Ülke huzurunu geri kazanma, ya da daha
büyük huzursuzluğun daveti noktasında bir tek oyun bile önemli olduğu bir
seçimdir.
Bir oy bile olsa bir Ülke İçindir…









