80 Yıllık Beyin Yıkama
Önce VATAN....
Bu Ülke sağ/sol kavramları ile yandı tutuştu. Bu uğurda can
alana da, can verene de sorsanız derdi memleket meselesiydi. Türkiye’nin daha
iyi yönetilmesi ve insanların daha mutlu olma idealleri vardı. Ama
vuruyorlardı, yakıyorlardı, öldürüyorlardı. Siz/biz hitapları ile insanlar iki
buçuktu. Buçuk, olanları anlamakta güçlük çekiyor, üzülüyor kahroluyordu.
Bayrak biziz, devlet biziz diyenler Arap ve Fars dilinin
karışımı olan bir dili savunurken, bu düzen değişmelidir diyenler öztürkçe
adında uydurukça bir dil geliştirme çabasındaydı. Bir taraf bir etnik gurubun
tek kelime kendi anadilini konuşmasına tahammül edemezken bir gurup anadilde
eğitim, dil özdürlüğü diyordu. Bakmayın aynı fikir shiplerinin bugün tam tersi
davrandığına. O gün öyleydiler bu gün böyle.
Din, Milliyetçilik ve Atatürk tıpkı bugünkü gibi en önemli
siper, zırh ve kalkandı.
Ama bir de güzellik vardı ki o da ahlaktı. Ateistin bile bir
namusu şerefi haysiyeti onuru vardı. Evrensel kötülükler herkes için kötü idi.
İçki, kumar, zina vb. pislikler affı olmayan cezalarla cezalandırılırdı. Tahsil
yaptığımız ve bir siyasi fikrin, ateizmin önde gelen kalelerinden olan SBF de
değil aleni sevişen, adaba aykırı giyinen kimseyi göremezdiniz. Hiçbir siyasi
kavgada bıçak kullanana rastlanmazdı. Bıçak kullanmak kahpelik, şerefsizlik
olarak değerlendirilirdi.
O günlerin devrimcilerinin hedefinde hep Amerika denilen
Avrupa’nın artıklarının kurduğu devlet olmuştur.
Milliyetçi ve muhafazakarların ise Rusya başta olmak üzere
komünist ülkeler hedef tahtası idi. Kim neyi neden savunduğunu da pek bilmezdi.
Bir anti komünist olarak kir komünistle tartışmaya girdiğimizde görürdük ki
Marksı ondan daha çok okumuş ve fikirlerini daha iyi biliyoruz. Diğer kesim
için de farklı değildi durum.
Siyasi doktrinleri derinlemesine araştırıp vardığımız yargı,
komünizmin tutar tarafının olmadığı, insanları özellikle maddi değerlerine, ne
kadar da az olursa olsun ölesiye sahip çıkma eğilimi nedeni ile kendi içinde
yok olacağı yönünde idi. Asıl tehlike kapitalizm ve onun bir numaralı
uygulayıcısı, Avrupa süprüntülerinden oluşan ABD idi.
Bu tehlike bugün en komünist ülke Rusya’yı dahi dümen suyuna
sokmayı, parçala böl yut taktiğine ortak etmeyi başardı. Çünkü insanoğlunda
nefis denilen kavramı dinler eğitmeye çabalarken kapitalizm nefsin tatmini için
her yolu mubah sayar.
Kapitalizm ve ABD çok kaliteli bir kültür emperyalizm
kampanyası yürütmüştür. Tüm Dünya filmlerde Amerikan kahramanlarını soluksuz
izlemiş, çocuklar kendilerini onlarla özdeşleştirmiş, kadınlar onların saç
modellerini yaptırmıştır. Malkoçoğlu, Karaoğlan Köroğlu gibi kahramanların
yerini sığır çobanları ve bebek katilleri almıştır. Her filimde kötü zenci,
fakir, Müslüman, Asyalı, Afrikalı, ya da
Güney Amerikalı olmuştur. Sadece filimler değil sığır çobanlarının giydiği pantolonlar
karaborsaya düşecek kadar talep görmüş, içinde dünyanın her türlü necasetinin
bulunduğu fast food tabir edilen gıda türü tüm dünyayı sarmıştır. Meyve suyu,
maden suyu, geleneksel içecekler yerini ne olduğu hala bilinmeyen gazlı
içeceklere bırakmıştır.
Avrupa’nın süprüntülerinin birbirini yiyerek bir araya geldikleri
bu devlete yön veren bir avuç Siyonist olmuştur. Afrikalı zencileri mal gibi
alıp satan, sömüren, Kızılderilileri arazilerin temizlenmesi için avlanacak hayvanlar gözü ile gören, o toprakların
gerçek sahibi milyonlarca insanı acımasızca katleden fikrin temelinde Siyonizm yatmaktadır.
Bu gün ABD yönetimindeki figüranlar kimler olursa olsun beyin Siyonistlerdir.
1930 larda başlayan ve hala da devam eden bu kültür
emperyalizmi Türkiye’de fırtına gibi esti. Her Türk çocuğunun örneği Amerikalı
film kahramanları oldu. Onlar gibi yaşamaya başladık.
Doğaldır ki içimize işlemiş bir zihniyetin yaptığı
kötülükleri görmekte, algılamakta ve anlamakta güçlük çekiyoruz.
Japonya, Kore, Vietnam, Afganistan, Yugoslavya, Fas, Tunus,
Libya, Mısır, Irak ve son olarak da Suriye bu tuzağın şaşkın avları oldular.
Günümüzde de beğenmedikleri bir iktidarın devrilmesi için
güzellikleri göstermekten aciz, seçimlerde beceriksiz, fikri yapı olarak
yetersiz, halktan habersiz, gerçekler karşısında çaresizler ABD nin ekmeğine
kaymağı sürdüler, üstüne de bal damlatmakla meşguller.
Başka bir VATAN aramak bu saatten sonra bu MİLLET için
imkansızdır. Aynı apartmanda farklı bir daireye taşınmayı bile kabullenemeyen
bu Millet bu topraklardan bir başka yeri düşünemez. Ama bu topraklarda yaşarken
kendi yönetimini beceremez ise boynuna esaret tasmasını takmak zorunda
kalacaktır. Bu ise belki tarihin geçmiş diliminde ölüm demekti ama uygulanan
kültür emperyalizmi bombardımanı lüks kazanımlardan vazgeçmek yerine bu tasmaya
razı gibi görünüyor.
Gerçek tehlike de budur.
Bu görüşler ışığında, bu kültür emperyalizminin şuaları ile
yetişmiş, kendi özünü bilmeyen, “Adalet
ve Kalkınma, Halka hizmet Hakka Hizmettir, Büyük Türkiye, Osmanlı Geri Dönüyor”
fasaryalarını pelesenk etmiş, ama bu söylemlerin ne anlama geldiğinden habersiz
üç beş yerel siyasinin cukkalar götürmesi, faşizan yöntemler izlemesi, halkı
yok sayması gayet doğaldır.
Bunlara bakıp da uçuruma sürüklenmek istenen, ABD mandası
yapılmak için hazırlanan Türkiye’de şaşkın politikalar izlemek yanlıştır.
Önce VATAN….









