Acil Darbeye İhtiyaç Var!
Evet, Acil DARBEYE İHTİYAÇ VARDIR. Bu darbeyi siyasi iktidar kendi kadrolarında yapmalıdır. Genel Kongre’de kısmen başlayan DARBE tüm teşkilatta uygulanmalıdır.
İnsanlarımızı kapalı kapılar arkasında ağlatan 1960 askeri darbesini yaşadık. Çocuktuk ufacıktık. Yüreğimizde derin yaralar bıraktı. İnsanların asılarak öldürüldüğünü öğrendik ve Devlete olan güvenimiz sarsıldı.
Sonra muhtıralar ve 12 Eylülü gördük. Bir ömre bedel
gençliğimizin tam da ortasında. Gidip de gelmeyen dostlarımız arkadaşlarımız
oldu. Gelip de bitmiş tükenmiş ve yıllarca suskun kalan arkadaşlarımız dostlarımız
oldu.
İnsanlar insanları kırdı.
Devlete olan güvenimiz bir kez daha sarsıldı.
Tüm bu olanlar Milletin güçlenmesi bilinçlenmesi ve Devletin
güçlenmesi gerektiği fikrimizi pekiştirdi.
Devleti yöneten siyasetti. O zaman siyaseti önce liyakatli
olanların yapması gerekiyordu.
Vesayetin ve dayatmanın karşısına bir Tonton çıktı. Halk
gibi konuştu. Milletin talep ve ihtiyaçlarına cevap verecek konulara öncelik
verdi. Bir sabah bir de baktık ki terki dünya eyleyivermiş.
Bir kadayıfçı Hoca çıktı. Resmi sıfatı olanların “Allah”
demesinin bile sakıncalı olduğu yıllarda genlerimizde yazılı olan inanç
kavramını hatırlattı. Maneviyat diye bir kavramın önemini gösterdi.
Aslı Türk olup olmadığı belli olmayanlar, Kazan’a atıp onun Millete
olan yaklaşımını bir kavga şurubu kaynatarak yok ettiler. Hoşgörüyü Sen/Ben kutuplaşmasına
dönüştürüverdiler. Kaçınılmaz akıbet onu da aldı götürdü.
Derken Güllü bir Uzun adam çıktı. Bir buzdağını andıran yapı
ile. Görünen 3-5 kişi idiler ama sütre gerisinde yüzlerce liyakatli ekipleri
vardı. Memlekette bahar havaları esmeye başladı. Fidanlar dikildi bakımları
yapıldı. Tam ilk meyveler hasat edilirken bir de Toros’un oğlu çıktı meydana…
Ama o da ne; Hocacı Uzun adamcı vesaire diye onlarca fırka
oluşmaya başlayıverdi.
Tüm bu süreci, tam merkezde yaşadık. Algı, izan ve çevre
olarak, görünmeyen arka planları bile analiz edecek bağlantılarımız hep oldu.
Hep gördük ki her oluşum için liyakat sahibi, canla başla
çalışan, iyi niyetli kişiler maddi varlıklarını kaybettikleri gibi manevi
olarak da canlarına varan bedeller ödediler. Ama bu oluşumlar yine çok kısa bir
zaman diliminde çulsuzlardan ve hak etmeyenlerden bir kapitalist ordusu
oluşturuverdi.
DP, AP, MSP, ANAP da bu böyle oldu, bugün Ak Parti de aynı
gelişimi görmekteyiz.
Bu kapitalist ordular, din, iman, vatan sevgisi, adalet,
siyaset, kültür, maliye, eğitim gibi pek çok kavramların kurallarını artık kendileri
koymaya başlayıveriyorlar.
Bu oluşumların Ankara’daki kurmayları büyüyen faaliyet
alanları ile boğuşurken taşradaki bu orduların faaliyetlerinden ya haberdar olamıyor,
ya da haberdar olup bir türlü engelleyemiyorlar. Çünkü onlar artık kilit
noktaları tutmuş durumda oluyorlar.
Karaman Dernekler Müdürlüğüne sormadık ama, Karaman’da 400 e
yakın STK olarak nitelenecek dernek ve benzeri kurum olduğunu biliyoruz.
Bunların temel amacı, siyaset dışında devletin yönetimini kolaylaştıran
faaliyetleri göstermek.
Öyle mi oluyor?
Özel günlerde bir öndeki yıldan kopyalanmış bir demeç,
protokol yerleşiminde bir sandalye, aidatlardan oluşan ya da devlet destekli
ise devletten gelen paracıklarla bir beylik sürmek… Hepsi o kadar.
Sivil örgütlenmenin en büyük dayanağı olan bu kurumlar maalesef
birer piyon, birer kukla veya daha da kötüsü göstermelik kalıyor. Bu 400 e
yakın kurum içinde aslına uygun faaliyet gösteren TEK bir tane gören lütfen söylesin.
Bu sivil örgütlenmenin zaten kurulduğu andan itibaren
verdiği en büyük mücadele yönetimi elde tutma mücadelesi. Bunun en büyük kozu
da iktidara yalakalık şakşakçılık.
Durum böyle olunca siyasi gücün taşra teşkilatları, Millet
kavramını görmemeye başlıyor. Bir yanda şaşkın STK ların şakşakları, öte yanda
kısa bir sürede biti kanlanan kapitalist vurguncuların piyazları, kemikleri,
yalları, onları havalandırıp minik tanrı haline getiriveriyor.
7 Haziranda Millet aslında bu tabloya bir sarı kart
göstermiştir.
“Genel Merkezleriniz ne kadar güçlü olursa olsun taşralarınız berbat,
seçin diye bize dayattığınız kimseler liyakatsiz, yerel kapitalist güçler haçlı
zihniyetinden fazla zarar veriyor haberiniz olsun” mesajını oy
pusulasına yazmıştır.
Bu mesajı okuyamayıp da hala taşra teşkilatlarına çeki düzen
vermeyen, liyakatsiz-şaşkın-makamı kaldıramayan adayları dayatan siyasi iktidar
bu uygulamaları ile de Millete REST çekmekte, “ne dersem onu yapacaksın, taşı
göstersem oy vereceksin, ne kadar kötü olursa olsun taşrada beni temsil
edeceklere itaat edeceksin” demektedir.
Bu REST in açılımı şudur:
“Acil Darbeye İhtiyaç Var”
Ey siyasi iktidar: Bu Millete bunca yıl bu kadar iyilik
ettikten sonra taşradaki üç beş şaşkına bu Milleti çiğnetmenin, kendini idare
edemeyenlere oy vermeye zorlamanın anlamı var mı?
Bunun adı kaşıkla mama verip sapı ile GÖZ ÇIKARMAKTIR…
Evet, Acil DARBEYE İHTİYAÇ VARDIR. Bu darbeyi siyasi iktidar
kendi kadrolarında yapmalıdır. Genel Kongre’de kısmen başlayan DARBE tüm
teşkilatta uygulanmalıdır.
Yoksa Allah bu memleketi daha önce yaşadığımız darbe,
ihtilal ve devrim adı ile yutturulan vesayetlerden esirgesin…









