Ermeni Sorunu değil, sorunlu Ermeniler -1

(Yazı Dizisi - 1) Bu yazı dizisini kaleme almamdaki amacım bir Ermeni Sorununun olmadığı, buna mukabil sorunlu Ermenilerin var olduğu ve asıl uğraşılması gerekenin de bu kendini bilmez soytarıların var olduğudur.

19 Nisan 2015 00:04

1915 yılında bu topraklarda yaşananlar, yıllar sonra karşımıza bir sorun olarak çıktı. Aslı astarı olmayan ve içerisinde binlerce mesnetsiz iddiayı barındıran sözde soykırım iddiaları, geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nun, günümüzde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin başını aradan geçen yüz nisan ayında ağrıttı.

Ermenilerin iddialarına dini kardeşlik alt benliğiyle birçok ülke ve birçok millet hep sıcak baktılar. Kimse ne Osmanlı belgelerine baktı, ne de Türklerin ifadelerini ciddiye aldı. Aslında yapılmak istenen, bölünmüş bir Ermeni toplumuyla, bölünmüş bir Türkiye’nin zeminini hazırlamaktan öte bir durum değildi.

İşin garibi bu dayanaksız iddialara, bizim ülkemizden bazı yazarların da şahsi menfaatlerini koruma mantığıyla destek vermeleri ve gittikleri ülkelerde bu sözde iddiaları gerçekmiş gibi anlatma gayreti göstermeleri, Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanetten bir adım dahi geri çekilmeleridir.

İnsanımıza düşen, bu dayanaksız iddiaları en az bu iddiayı savunan bir Ermeni kadar bilmeleri ve elde ettikleri bilgileri mantık süzgecinden geçirerek, her alanda bu rezil iddialara cevap verebilmeleridir.

İşin aslını astarını bilmeden, bu rezil ve dayanaksız iddiaları reddetmek, bir bakıma bu iddiaları ortaya atanların ekmeklerine yağ sürmek olacaktır.

Bu yazı dizisini kaleme almamdaki amacım bir Ermeni Sorununun olmadığı, buna mukabil sorunlu Ermenilerin var olduğu ve asıl uğraşılması gerekenin de bu kendini bilmez soytarıların var olduğudur.

Meseleye çok da geriye gitmeden başlamak lazım…   

1890 yılında Tiflis’te Krisdapor Mikaelyan, Simon Zavaryan ve Stepan Zoryan tarafından kurulan Taşnaksutyun, zaman içinde komitede yer alan üyelerine göre aradan geçen on dört yıl boyunca sadece laf üretmişti. Oysa durum hiç de öyle göründüğü gibi değildi. Taşnaksutyun ve bunlara bağlı Ermeni komitacılar geçen on dört yıl içerisinde Anadolu’nun birçok yerinde birbirinden kanlı olaylarda başrolü üstlenmişti. Gerçi Ermenileri topraklarında istemeyen Ruslar, onlara başka bir memlekette, kısacası Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde, ama Osmanlı İdaresi’ne gerek coğrafi açıdan, gerekse fikir açısından çok uzak yerlerdeki topraklarda bir yurt kurmaları halinde hiçbir yardımdan kaçınmayacaklarını açık açık olmasa da üstü kapalı bir halde ifade etmişlerdi.

Bütün dertleri bir devlet kurmak, bağımsız olmak ve kendi ayakları üzerinde durmak olan bu teşkilat üyeleri, zaman içerisinde bu fikrin hiç de göründüğü gibi kolay olmayacağını anlamışlardı… Tabi haklı olarak kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyorlardı.

Ruslardan başka devreye başka milletler girince Ermeniler için işin rengi çok değişti.

İngiltere, Fransa ve Atlantik’in diğer tarafında ekonomik gelişmesini büyük bir hızla devam ettiren Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu’ya hâkim olabilmek ve Ortadoğu’nun verimli yeraltı kaynaklarını kullanabilmek için, ünlü böl-parçala-yönet fikrini hayata geçirmeye başlamışlardı.

Elbette ki özgürlük vaadiyle kandırdıkları toplumları, öyle kendi başlarına bırakma niyetleri yoktu. Bunu denemişler ve ortaya çıkan sonuçların, hiç de hesap etmedikleri gibi oluşmasını izlemişlerdi. Öte yandan verilen vaatlerin devamında, bir de onlarla ayrı ayrı ilgilenmek durumuna düşülmüştü.

İşte, Ermenilerde durum bu şekilde olmamalıydı!

Öncelikle onları da aralarında bölmenin ve her bir parçasını ayrı ayrı kullanmanın daha mantıklı olacağı fikriyle hareket etmeye başladılar.

Bağımsız bir vatanda özgürce yaşayacaklarını zanneden zavallı Ermeniler, önce içlerinde bölündüler. Dinleri aynıydı. İncil okuyorlar, kiliselere gidiyorlar, Hıristiyanlığın bütün ayinlerini eksiksiz olarak yerine getirmeye uğraşıyorlardı. Oysa mezhep ayrımı ile ilgili proje ortaya konduğunda, zaman içerisinde onlar da bu girdabın içinde mücadele etmeye başladılar.

Bir kısmı Katolik, bir kısmı Ortodoks, bir kısmı Protestan ve geride kalan diğer kısmı ise Gregoryen mezheplerine bölünüp eksildiler.

Tabi Ermenilerin bölünmesi bununla da kalmadı!

Her toplumda olduğu gibi onların içinde de siyasi ayrışmalar boy gösterdi. Liberaller, Marksistler ve aşırı milliyetçiler de dini bölünmeye, siyasi bölünmeyle eşlik edince, ortaya yönetilmesi kolay bir toplum çıktı.

Her biri bağımsızlık ve dünya üzerinde bir vatan duygusunu taşısa da, olmayan vatanlarının yönetim kavgası içten içe kendini göstermeye başlamıştı. Daha doğru düzgün bir anayasaları bile yokken, her grup kendi fikirleri doğrultusunda bildiler kaleme alıyor, her kesim kendi arasında mutabakat sağladığı metinleri, bir diğer gruba kabul ettirmeye uğraşıyordu.

Öne çıkan iki grup bu konuda diğerlerine göre birkaç adım daha ilerideydiler. Ermeni Devrimci Federasyonu olan Taşnaksutyun ile Çan Partisi denilen Hınçak, Ermenilerin siyasi hayatında sivrilmiş iki figürdü. İşin garibi bu iki grup, Osmanlı dışındaki devletlerin destekleri olmasa bir gün bile ayakta kalacak yeteneğe sahip olmayan maceracı tiplerden kurulmuştu.

İki grubun arasındaki anlaşmazlığın asıl nedenlerinden biri ve belki de en önemlisi, Taşnaksutyun taraftarlarının büyük bir çoğunluğunun Osmanlı topraklarında yaşıyor olması ve bu topraklarda hak iddia etmesiydi. Oysa Hınçak taraftarlarında durum tam tersiydi.

Onlar Osmanlı topraklarında doğmamış, bu topraklarda büyümemiş ve bu topraklara ayak basmamış Ermeniler tarafından kurulmuştu. Hepsi Kafkasya’nın zengin ailelerinin çocukları olan Hınçak’ın kurucuları, okumak için gittikleri Fransa’nın başkenti Paris başta olmak üzere, diğer Avrupa şehirlerinde Marksizm’i öğrenmişler ve bu inanç ortamında bir kuruluşu hayata geçirmişlerdi.

Birini alıp ötekine vurmak gibi, iki gruptan da aynı ses çıkıyordu.

Sözüm ona bağımsız bir Ermenistan hayalleri ile yola çıkmışlardı, ama yayınladıkları hiçbir bildiride bunun ne şekilde olacağı ve olası bir bağımsızlık halinde Ermenilerin hayatlarının hangi ölçüde şekilleneceğine dair tek kelime etmiyorlardı. Fikirleri farklı olsa da söylediklerine bakıldığında ortaya tek şey çıkıyordu;

“Çeteler kurmak ve onları eyleme hazırlamak… Her yola başvurarak halkın maneviyatını güçlendirmek ve ihtilalci faaliyetini artırmak… Halkı silahlandırmak için her yola başvurmak… İhtilal komiteleri oluşturmak ve bunlar arasında sıkı bağlantı kurmak… Hükümet yetkililerini, muhbirleri, hainleri, soyguncuları yıldırmak… İnsan ve silah nakliyatı için ulaştırmayı sağlamak… Hükümet kurumlarını yağmalamak ve harap etmek…”

Bu yöntemlerle hedeflerine koydukları sadece Türkler, Kürtler ve Süryaniler değildi elbette. Fikirlerine karşı gelen Ermenileri de ajanlıkla suçlayıp, onları da katletmekten bir an an olsun çekinmiyorlardı. Hesapta Ermenistan için Anadolu’daki Ermenilerin haricinde kim varsa onlara savaş açılmıştı ama en az onlar kadar kendi soydaşları Ermenilere de zarar vermekten çekinmiyorlardı…

Yarattıkları terör ortamı, kurmak istedikleri Ermenistan hayallerinin önüne geçmişti. Terörde hem para vardı, hem de otorite vardı. Kendilerinden korkulmasından haz alıyorlar, ayrım gözetmeksizin katlettikleri vatandaşlardan yağmaladıklarıyla da yavaş yavaş bir servet yapıyorlardı.

Terör onlar için her şeyin üzerinde bir kutsallık taşımaya başlamıştı…

 

 

Devam edecek…
 
ermeni meselesi sorunu ermeniler osmanlı soykırım iddia taşnak
Bu Haber 2163 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin