Ermeni Sorunu değil, sorunlu Ermeniler - 2

(Yazı Dizisi - 2) Bu yazı dizisini kaleme almamdaki amacım bir Ermeni Sorununun olmadığı, buna mukabil sorunlu Ermenilerin var olduğu ve asıl uğraşılması gerekenin de bu kendini bilmez soytarıların var olduğudur.

20 Nisan 2015 23:10

Bundan önceki yazımda, 1890 yılında kurulan Taşnaksutyun’dan bahsetmiş ve aradan geçen on dört yıl diye bir tabir kullanmıştım.

Kısaca bu zaman dilimine ve bu zaman dilimin sonucunda gelişen olaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

1904 yılında Sofya’da toplanan Ermeni Kongresi’nde alınan gizli bir karar neticesinde devrin Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid Han’a yapılması düşünülen bir suikast planı için çalışmalar başladı.

Suikast tertibi için görev alanlar elbette ki Taşnaksutyun üyeleriydi. Fakat bu hain planı tek başlarına gerçekleştirmek için ne paraları ne de kabiliyetleri vardı.

Şimdi düşünün bir kere;

Bir ülkenin en başındaki idareciye yani o zamanın sultanına böyle bir suikast yapmak için bir araya geleceksiniz, üstüne üstlük bu hain saldırıyı İstanbul’un orta yerinde yapacaksınız ve bütün bunları elinizi kolunu sallaya sallaya başaracaksınız. Akla ve mantığa oldukça ters bir durum…

Terör yaratmak öyle sanıldığı sıradan, basit bir iş değildir. Çünkü dünya üzerinde faaliyet gösteren/göstermiş ne kadar terör örgütü varsa, kuruluş amaçlarına baktığınızda, bunlar teröre maruz kalan ülkelerin

a… Gelişmesini istemeyen

b… O ülkelerin kaynaklarını bedelsiz kullanmak isteyen

c… O ülkedeki insanların ve emeklerinin sonuna kadar sömürülmesini amaç edinen diğer ülkelerin bazen gizlice, bazen de açık açık desteklerini almışlardır/almaktadırlar.

İşte taşeron örgüt Taşnaksutyun’un uygulamaya koyduğu bu ihanet de bu çerçevede gelişmişti.

Sultan 2. Abdülhamid Han’a Ermeniler tarafından düzenlenen suikast girişimi hakkında daha fazla detaya girmek isterdim. Fakat bu konuyu işlediğim romanım şu günlerde yayınlanma sürecinde… Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim…

Bu bölüme 1914 yılındaki Ermeni nüfusu hakkında bilgi vererek devam etmek daha yararlı olacaktır.

Genel Kurmay Başkanlığı kayıtlarına göre, 1914 yılında yapılan nüfus sayımı sonucunda;

Adana = 52.650

Ankara = 51.556

Antalya = 630

Aydın (İzmir) = 20.287

Bitlis = 117.492

Bolu = 2.970

Canik (Samsun) = 27.319

Çatalca = 842

Diyarbakır = 65.850

Edirne = 19.773

Erzurum = 134.377

Eskişehir = 8.592

Halep = 40.843

Harput = 79.821

Hüdavendigâr Vilayeti (Bursa, Çanakkale, Afyon, Kütahya, Balıkesir, Sakarya ve Bilecik) = 60.119

İçel = 341

İzmit = 55.852

Kale-i Sultaniye (Çanakkale) = 2.474

Kastamonu = 8.959

Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) = 7.439

Karesi (Balıkesir) = 8.653

Kayseri = 50.174

Konya = 12.971

İstanbul = 82.880

Menteşe (Muğla) = 12

Kütahya = 4.548

Maraş = 32.322

Niğde = 4.936

Sivas = 147.099

Trabzon = 38.899

Urfa = 16.718

Van = 67.792

Zor (Deyrizor) = 232, olmak üzere toplamda 1.173.422 kişilik bir Ermeni nüfusu bulunmakta ve bunlardan Erzurum, İzmit, Bitlis, Canik, Sivas, Trabzon, Maraş vilayetlerinde bulunan 413.067 kişi tehcir kanunu kapsamına alınmıştır.

Ek olarak tehcir kanunu bilindiği gibi 24 Nisan 1915 tarihinde değil, 27 Mayıs 1915’te kanunlaşmış ve 1 Haziran 1915 günü Takvim-i Vekayi’de (Resmi Gazete) yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Tehcir Kanunu’nun özü ise; savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askerî birliklerce tedbir almak için çıkarılan kanun niteliğini taşır.

Şimdi şunu sormak lazım;

Bu kanun durup dururken mi çıktı? Ya da, neden sadece belli bölgelerde yaşayan kavimler için çıkarıldı, yani neden sadece Ermenileri kapsayan bir kanun anlamını taşıdı?

Bu soruyu cevaplamak için bahsi geçen kanunun yürürlüğe girişinden önce bir tarihe gitmek gerekiyor. Şöyle ki, 1915 yılında çıkarılan tehcir kanunundan çok daha önce bir tarihte Osmanlı Padişahı 2. Mahmud Han tarafından çıkarılan bir ferman neticesinde, Osmanlı topraklarında bir kez daha Ermeni tehciri uygulanmıştı.

1828 yılının başlarında Ermeni toplumunun içinde sivrilen iki mezhep olan Katolikler ve Gregoryenler arasında çıkan ihtilaflar had safhaya ulaşmıştı. Bunun üzerine Bab-ı Âli Gregoryen mezhebinde olan İstanbul Ermeni Patrikliğine bir ferman göndererek, İstanbul ve Ankara'daki Katolik Ermenilerin, Osmanlı sınırlarındaki taşra bölgelere zorunlu olarak gönderilmelerini emretmişti. Her ne kadar bu tehcir kararı ilk uygulanan tehcir kararı olarak tarihe geçse de, Fatih Sultan Mehmed Han, çıkardığı bir fermanla, Bursa’da yaşamakta olan Ermenileri, İstanbul’a getirtmişti.

Başlangıçta Katolik ve Ortodokslardan farklı olarak Gregoryen mezhebe bağlı olan Ermeniler; dönem dönem farklı devletlerin etkisinde kalarak, değişik dinleri benimsediler. Bizans-İran mücadelesi içinde Zerdüşt ve Ortodoks olanları; Haçlı Seferleri esnasında Katolik olanları mevcuttu; ancak bu dinleri veya mezhepleri kabul edenler 19. yy'a kadar Gregoryenler'den ayrı bir cemaat oluşturamadılar. Etkileri, dinini kabul ettikleri devletin etkisinin azalmasıyla azaldı ve bir süre sonra sona erdi.

İstanbul’daki Ermeni Patrikliği vasıtasıyla temsil edilen Ermeniler, Katolik Ermenilerin ayrı bir temsil kurumu istemesiyle bölünmeye ve aralarında ihtilaflar çıkarmaya başladılar. Osmanlı İdaresi her ne kadar bu durum karşısında tarafsız kalmaya çalışsa da bir süre sonra Katolik propagandasının Avrupalı devletler tarafından desteklenmesi sonucunda tavrını Gregoryen Ermneniler tarafına kullandı. İşte bu bölünme Gregoryen ve Katolik Ermeniler arasında çatışmalara sebep oldu.

Avrupa dini kullanarak Osmanlı tebası olarak hayatlarını devam ettiren Ermeni toplumu bölmüş ve aralarına nifak sokup, birbirlerini katlettirmeyi başarmıştı.

Bu durumun sonucu olarak, 10 Ocak 1828 tarihinde Sultan 2. Mahmud Han imzasını taşıyan Tehcir Kanunu yürürlüğe girdi.

 

Bu bölümde 1915 tarihine kısa bir giriş yaptım. Bir sonraki bölümde konuyu daha detaylı aktaracağım.

 

 

Devam edecek…
 
ermeni meselesi sorunu ermeniler osmanlı soykırım iddia taşnak
Bu Haber 2265 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin