Ermeni Sorunu değil, sorunlu Ermeniler - 2
(Yazı Dizisi - 2) Bu yazı dizisini kaleme almamdaki amacım bir Ermeni Sorununun olmadığı, buna mukabil sorunlu Ermenilerin var olduğu ve asıl uğraşılması gerekenin de bu kendini bilmez soytarıların var olduğudur.
Bundan
önceki yazımda, 1890 yılında kurulan Taşnaksutyun’dan bahsetmiş ve aradan geçen
on dört yıl diye bir tabir kullanmıştım.
Kısaca
bu zaman dilimine ve bu zaman dilimin sonucunda gelişen olaya dikkatinizi
çekmek istiyorum.
1904
yılında Sofya’da toplanan Ermeni Kongresi’nde alınan gizli bir karar
neticesinde devrin Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid Han’a yapılması düşünülen bir
suikast planı için çalışmalar başladı.
Suikast
tertibi için görev alanlar elbette ki Taşnaksutyun üyeleriydi. Fakat bu hain
planı tek başlarına gerçekleştirmek için ne paraları ne de kabiliyetleri vardı.
Şimdi
düşünün bir kere;
Bir
ülkenin en başındaki idareciye yani o zamanın sultanına böyle bir suikast
yapmak için bir araya geleceksiniz, üstüne üstlük bu hain saldırıyı İstanbul’un
orta yerinde yapacaksınız ve bütün bunları elinizi kolunu sallaya sallaya
başaracaksınız. Akla ve mantığa oldukça ters bir durum…
Terör
yaratmak öyle sanıldığı sıradan, basit bir iş değildir. Çünkü dünya üzerinde
faaliyet gösteren/göstermiş ne kadar terör örgütü varsa, kuruluş amaçlarına
baktığınızda, bunlar teröre maruz kalan ülkelerin
a… Gelişmesini
istemeyen
b… O
ülkelerin kaynaklarını bedelsiz kullanmak isteyen
c… O
ülkedeki insanların ve emeklerinin sonuna kadar sömürülmesini amaç edinen diğer
ülkelerin bazen gizlice, bazen de açık açık desteklerini
almışlardır/almaktadırlar.
İşte
taşeron örgüt Taşnaksutyun’un uygulamaya koyduğu bu ihanet de bu çerçevede
gelişmişti.
Sultan
2. Abdülhamid Han’a Ermeniler tarafından düzenlenen suikast girişimi hakkında
daha fazla detaya girmek isterdim. Fakat bu konuyu işlediğim romanım şu
günlerde yayınlanma sürecinde… Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim…
Bu
bölüme 1914 yılındaki Ermeni nüfusu hakkında bilgi vererek devam etmek daha
yararlı olacaktır.
Genel
Kurmay Başkanlığı kayıtlarına göre, 1914 yılında yapılan nüfus sayımı
sonucunda;
Adana = 52.650
Ankara = 51.556
Antalya = 630
Bitlis = 117.492
Bolu = 2.970
Canik (Samsun) = 27.319
Çatalca = 842
Diyarbakır = 65.850
Edirne = 19.773
Erzurum = 134.377
Eskişehir = 8.592
Halep = 40.843
Harput = 79.821
Hüdavendigâr Vilayeti (Bursa, Çanakkale, Afyon, Kütahya, Balıkesir,
Sakarya ve Bilecik) = 60.119
İçel = 341
İzmit = 55.852
Kale-i Sultaniye (Çanakkale) = 2.474
Kastamonu = 8.959
Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) = 7.439
Karesi (Balıkesir) = 8.653
Kayseri = 50.174
Konya = 12.971
İstanbul = 82.880
Menteşe (Muğla) = 12
Kütahya = 4.548
Maraş = 32.322
Niğde = 4.936
Sivas = 147.099
Trabzon = 38.899
Urfa = 16.718
Van = 67.792
Zor (Deyrizor) = 232, olmak üzere toplamda
1.173.422 kişilik bir Ermeni nüfusu bulunmakta ve bunlardan Erzurum, İzmit,
Bitlis, Canik, Sivas, Trabzon, Maraş vilayetlerinde bulunan 413.067 kişi tehcir
kanunu kapsamına alınmıştır.
Ek olarak tehcir
kanunu bilindiği gibi 24 Nisan 1915 tarihinde değil, 27 Mayıs 1915’te kanunlaşmış
ve 1 Haziran 1915 günü Takvim-i Vekayi’de (Resmi Gazete) yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir.
Tehcir Kanunu’nun
özü ise; savaş halinde devlet yönetimine karşı
gelenler için askerî birliklerce tedbir almak için çıkarılan kanun niteliğini taşır.
Şimdi şunu sormak lazım;
Bu kanun durup dururken mi çıktı? Ya da,
neden sadece belli bölgelerde yaşayan kavimler için çıkarıldı, yani neden
sadece Ermenileri kapsayan bir kanun anlamını taşıdı?
Bu soruyu cevaplamak için bahsi geçen kanunun
yürürlüğe girişinden önce bir tarihe gitmek gerekiyor. Şöyle ki, 1915 yılında
çıkarılan tehcir kanunundan çok daha önce bir tarihte Osmanlı Padişahı 2.
Mahmud Han tarafından çıkarılan bir ferman neticesinde, Osmanlı topraklarında
bir kez daha Ermeni tehciri uygulanmıştı.
1828 yılının başlarında Ermeni toplumunun
içinde sivrilen iki mezhep olan Katolikler ve Gregoryenler arasında çıkan
ihtilaflar had safhaya ulaşmıştı. Bunun üzerine Bab-ı Âli Gregoryen
mezhebinde olan İstanbul Ermeni Patrikliğine bir
ferman göndererek, İstanbul ve Ankara'daki Katolik Ermenilerin, Osmanlı sınırlarındaki
taşra bölgelere zorunlu olarak gönderilmelerini emretmişti. Her ne kadar bu tehcir kararı ilk uygulanan
tehcir kararı olarak tarihe geçse de, Fatih Sultan Mehmed Han, çıkardığı bir
fermanla, Bursa’da yaşamakta olan Ermenileri, İstanbul’a getirtmişti.
Başlangıçta
Katolik ve Ortodokslardan farklı
olarak Gregoryen mezhebe bağlı olan Ermeniler; dönem dönem farklı devletlerin
etkisinde kalarak, değişik dinleri benimsediler. Bizans-İran mücadelesi içinde Zerdüşt ve
Ortodoks olanları; Haçlı
Seferleri esnasında
Katolik olanları mevcuttu; ancak bu dinleri veya mezhepleri kabul edenler 19.
yy'a kadar Gregoryenler'den ayrı bir cemaat oluşturamadılar. Etkileri, dinini
kabul ettikleri devletin etkisinin azalmasıyla azaldı ve bir süre sonra sona
erdi.
İstanbul’daki
Ermeni Patrikliği vasıtasıyla temsil edilen Ermeniler, Katolik Ermenilerin ayrı
bir temsil kurumu istemesiyle bölünmeye ve aralarında ihtilaflar çıkarmaya
başladılar. Osmanlı İdaresi her ne kadar bu durum karşısında tarafsız kalmaya
çalışsa da bir süre sonra Katolik propagandasının Avrupalı devletler tarafından
desteklenmesi sonucunda tavrını Gregoryen Ermneniler tarafına kullandı. İşte bu bölünme Gregoryen ve Katolik
Ermeniler arasında çatışmalara sebep oldu.
Avrupa dini kullanarak Osmanlı tebası olarak
hayatlarını devam ettiren Ermeni toplumu bölmüş ve aralarına nifak sokup,
birbirlerini katlettirmeyi başarmıştı.
Bu durumun sonucu olarak, 10 Ocak 1828
tarihinde Sultan 2. Mahmud Han imzasını taşıyan Tehcir Kanunu yürürlüğe girdi.
Bu bölümde 1915 tarihine kısa bir giriş
yaptım. Bir sonraki bölümde konuyu daha detaylı aktaracağım.
Devam edecek…









