Ermeni Sorunu değil, sorunlu Ermeniler - 3/3

Hürriyet için kan dökmek düsturunu taşıyanlar, kendi halklarını bile katletmekten bir nebze geri durmamışlardır.

23 Nisan 2015 13:45

Kaldığımız yerden devam…

Daha önce yayınlanan 1. ve 2. bölümlerde sözde soykırım iddialarını ortaya atanların asıl amaçlarını, kimler tarafından yönlendirildiklerini ve o tarihte Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusunun sayısını; buna ek olarak da tehcire tabi tutulanların sayısı hakkında bilgiler vermiştim.

Bütün bunlara ek olarak bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Şöyle ki, tehcir kanununa tabi olanların, yani bulundukları şehirlerden başka şehirlere sevk edilmesine karar verilenlerin sayısı, Genel Kurmay Başkanlığı’nın arşivlerindeki belgelere göre, 413.067 kişidir. Fakat buna mukabil, ABD kaynaklarına göre, varış noktalarına ulaşanların sayısı 460.000 kişi olarak belirtilmektedir. Bu iki rakam arasındaki fark araştırılması gereken konuların başında gelmektedir. Kaldı ki yolda hastalıktan ve eşkıya saldırılarından dolayı hayatını kaybedenlerin de var olduğu düşünülürse, ortaya hayli karışık bir hesap çıkmakta.

Şimdi başka bir hadisesin kapağını açmak ve aklınıza yeni soru işaretleri koymak gerekiyor.

Ermeni Ulusal Hareketi adıyla kurulan bir oluşumun, bu topraklarda başlattığı ilk isyan hareketine göz atmak lazım.

Tarihi kaynaklara göre Ermenilerin bu topraklarda devlete karşı başlattığı ilk isyan Zeytun İsyanı’dır.

İsyan, Maraş vilayetinin Zeytun kazasında başladığı için bu adı almaktadır.

Kısaca belirtmek gerekirse; 1780 yılında Zeytun Ermenileri, IV. Murat tarafından verildiğini iddia ettikleri bir fermana dayanarak 1774'ten beri vergi vermeyi reddetmekteydiler. Bu sorunu çözmek için gelen Maraş valisi Ömer Paşa, Zeytun Ermenileri tarafından öldürülünce kasaba,  yedi ay sürecek bir sıkıyönetime tâbi tutuldu. Bu, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu yönetimine karşı ilk silahlı isyanıdır. Tabi daha sonra Ermeniler Osmanlı hâkimiyeti altında otuza yakın isyan çıkartmışlardır.

Ermeni Ulusal Hareketi de bu isyan sonuçlarını temel alarak, Kafkasya ve Doğu Anadolu’da kurulmasını hayal ettikleri devlet için, aynı yöntemleri izlemişler ve 1880 yılında kurdukları Ermeni Yurttaşlar Birliği ile faaliyetlerini sıklaştırmışlardır. Hatta yayınladıkları bir bildiride, “Kan dökmeden hürriyet elde edilemez” fikrini açıkça ifade etmekten çekinmemişlerdir. Amaçları ihtilal yolu ile devlet kurmak olan bu örgüt, daha sonra Taşnasutyun ve Hınçak ile birleşip, ülkenin doğusunda ırk ve din ayrımı gözetmeksizin katliamlara başlamışlardır.

Zeytun’da başlayan ve kısa sürede bastırılan bu isyan, Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurmak isteyen Ermeniler için bir başlangıç niteliğini taşımaktadır. Her ne kadar bu isyan başarısız bir girişim olsa da, zamanın şartları, yani Osmanlı Padişahı Sultan IV. Murad Han gibi sert mizaçlı bir padişaha başkaldırmanın bile mümkün olabileceği yönünde düşüncelerin başlaması için bir mihenk taşı olmuştur.

Sonraki tarihlerde yani özellikle Taşnaksutyun ve Hınçak’ın yabancı devletlerin desteğini alarak gerçekleştirdiği isyanlar göze çarpmaktadır. Bunların belli başlı olanları ise,

1890 Erzurum isyanı

1890 Kumkapı gösterisi,

1892 - 93 Kayseri, Yozgat, Çorum, Merzifon olayları,

     1894 Sason isyanı,

     1894 Bâb-ı âli gösterisi,

     1894 Zeytun isyanı,

     1896 Van isyanı ve İstanbul’da Osmanlı Bankası’nın işgali,

     1903 İkinci Sason isyanı,

     1905 Sultan II. Abdülhamid’e suikast teşebbüsü,

     1909 Adana isyanı, olarak sıralanabilir.

Osmanlı Devlet Yönetimi’nin bu gibi durumlar karşısındaki en belirgin özelliği, isyancılarla asla müzakere etmemesi olarak kabul edilebilir. Çünkü devletin ve milletin bekası için, devlete başkaldıranlar, ortadan kaldırılmadıkça ve suçluların hak ettiği idam hükmü uygulanmadıkça, bu tip isyanlar yerlerine daha yeni isyanları getirecek ve devletin en temel özelliğini taşıyan birlik kavramının zarar görmesine sebep olacaktı.

Birinci Dünya Savaşı’na girildiğinde ise durum daha da içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı.

İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından oluşturulan İtilaf Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başlattıkları savaş, Osmanlı topraklarının özellikle doğu tarafındaki isyanların bir noktada önünü açmıştı. Rus Çarı’nın verdiği maddi, askeri ve lojistik desteğiyle harekete geçen Ermeniler, başta Erzurum olmak üzere birçok yerde savunmasız halka karşı korkakça ve haince katliamlara giriştiler. Oldum olası cesaretleri ve savaşma yetenekleri olmayan bu isyancılar; silahsız, savunmasız ve geneli kadınlardan, çocuklardan ve yaşlılardan oluşan Türklere karşı acımasızca bir soykırım planını uygulamaya koydular.

1992 yılında gerçekleştirdikleri Hocalı Soykırımı hâlâ akıllarımızda yer almaktadır.

Hürriyet için kan dökmek düsturunu taşıyanlar, kendi halklarını bile katletmekten bir nebze geri durmamışlardır. Ermeni çetelerinin, Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilere karşı yaptıkları katliamların ispatı bugün Genel Kurmay Başkanlığı ve Başbakanlık arşivlerinde mevcuttur ve zaman zaman yayınlanmaktadır.

Osmanlı Hükümeti, isyan noktalarındaki halkın can güvenliğini sağlamak için, onları daha tehlikesiz olduğunu düşündükleri topraklara göndermeyi amaçlamıştır.

Asılsız iddialarını desteklemek adına ellerinde bulunan asılsız belgeler ki bunların en ünlüsü Aram Andonyan adlı bir gazetecinin(!) 1919-1920 yıllarında yazdığı Naim Beyin Anıları: Ermeni Tehciri ve Katliamları ile ilgili Resmi Türk Belgeleri adlı kitabıdır.

Kitapta kısaca, Halep’teki Ermeni Tehciri Koordinasyon Merkezi’nde görevli olan, buna rağmen devlet arşivlerinde hakkında en küçük bir bilgiye ve kayda rastlanmayan, kimsenin tanımadığı ve bilmediği Naim Bey adlı bir memurun anıları anlatılmaktadır.

Varlığı hiçbir zaman kanıtlanamamış bir hayali karakterin, bu gazeteciye(!) ulaştırdığı elliye yakın belge ve iki telgraf, kitabın içinde yer almakta ve hayali karakter Naim Bey, Ermenilere yapılanların vicdanını yaraladığı belirtilmektedir. Her haliyle neresinden bakarsanız bakın gerçek kişilerle ve olaylarla, hatta belgelerle alakası olmayan bu provokasyon ürününün bugün dünyanın her yerindeki Türk düşmanı tarihçiler için muteber olarak kabul edilmesi düşündürücüdür. 

 
ermeni meselesi sorunu ermeniler osmanlı soykırım iddia taşnak
Bu Haber 1991 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin