EVET ya da HAYIR... Ya Sonra?
Herkes, herkesi ya cennete ya da cehenneme göndermede kendisini etkili ve de yetkili görmeye başlamıştır.
EVET ya da HAYIR… Ya sonra?
Toplumbilim ve toplum psikolojisi kişi temeline dayanır.
Kuralları da karmaşıktır. Matematik gibi formüllere ve kesin kurallara da bağlı
değildir. Binlerce etken toplum davranışlarını, farklı zaman dilimleri içinde,
farklı etkiler…
Zaman içindeki yasaklar gün gelir, yapılması zaruret olan
yasalara dönüşür.
Zalim 12 Eylülcüleri meydanlarda alkışlayanlar, tempo
tutanlar, darbeye gerekçe gösterilen siyasi olayların ve ölümlerin bitmesine
sevinenlerdi.
Küçük esnafın döviz artışlarından bizar olduğu dönemlerde,
dışsatım yapan tüccar ve sanayici göbek atıyordu.
Mini etek giyen bir hanım bir mahallede yuhalanırken, bir
başka mahallede övgülerle taltiflerle karşılanabilir.
Toplumun görüşlerini neler oluşturur? Bu kuralların temeli
nedir?
Tarih içerisinde, evrensel hale dönüşmüş bir takım ahlak
kuralları vardır ki, bunlar her tolumda, her coğrafyada ve her dinde bire bir
olmasa da aynıdır. Cinayet, hırsızlık vb. gibi.
İslam dininde Kul ile Yaratan arasında bir başka iletişim
kademesi yoktur. İnanç itibarı ile de Dünya yaşantısı hakkındaki hükmü ve bu
yaşantıdan doğan ceza ve mükafatı da Yaratan verir.
Haçlıların edebiyat, sinema, tiyatro gibi sanat dalları ve
TV, video, internet gibi teknolojik gelişmelerle bizim toplumumuza attığı şer
tohumları çok hızlı gelişti.
Sadece dini yapımıza ve on binlerce yıllık kültürel dokumuza
değil, evrensel değerlere bile çok ters bir toplum yapısı oluşmaya başladı.
Pankartları alıp hepimiz bilmem neyiz diyenler türedi. Alkol
gibi binlerce ocağı söndürmüş milyonlarca cana mal olmuş bir pislik savunma
konusu olmaya başladı. “Beden benim” deyip bir canlının katli olan kürtajı, “beden
benim” diyerek zinayı savunanlar, bunları medeniyet adına yaptıklarını iddia
edenler türedi.
Küfür günlük konuşma arasında sıradan bir söylem haline
dönüşmüşmekte. Ana, bacı, avrat, çoluk çocuğa yapılan sinkafları gülerek
karşılayanlar oluşmaya başlamıştır. Üstelik, bunları yapanların yaş seviyesi
ilkokul çağlarına kadar düşmüştür.
Herkes, herkesi ya cennete ya da cehenneme göndermede
kendisini etkili ve de yetkili görmeye başlamıştır.
İslam’ın en uç noktalarında söylemlerde bulunanlar,
Devlet’in malını yağmalarken, kamunun malına el koyarken, hakkı olmayanı
zimmetlerken dini kurallar içinde bunlara kılıf uyduracak kadar da ileri
gitmeye başlamışlardır.
Kendisi gibi düşünmeyenlere en çirkin sinkaf, küfür ve
sıfatlar sıralanmaya başlamış, bu sıfatlarla hitap edilen de aynı tarzda cevap
verme hakkının savunma hakkı olduğu kanaatine saplanmıştır. Kendi takımını
tutmayan, kendi siyasi görüşünden olmayan herkes yaşama hakkı olmayan onun bunun
çocuğu olarak itham edilmeye başlanmıştır.
Devletin sırtından milyarlar vurup, Milletin sayesinde
sanatçı kimliği kazanmış, yıllarca halkın ahlak ve edebini bozmayı hedefleyen gizli
çalışmalar yapmış, adına sanatçı denilen şaşkınlar TV kanallarından Devlet’e Millet’e
Halk’a açıkça ve alenen küfreder hale gelmiştir.
Ellerinde silahlarla “Komonizme Geçit Yok” diyenlere 1970 li
yıllarda “gerçek tehlike ABD ve Avrupa’dan giriş yapan kapitalizm ile, onun
askerleri olan Haçlılar” olduğunu söylediğimizde, adımız “Yeşil Komonist”
oluyordu. Hiçbir tutar tarafı olmayan bir üfürüklük komünizmin hali ortada. Ama
gerçek tehlike bugün gırtlağımıza kadar bataklığa soktu bizi.
Onlardan aldığımız ekonomik sistem, eğitim sistemi, ceza
yasaları ve kültürel örnekler bizi bu hale getirdi.
Eğitimde bir öze dönüş şarttır. Her şeyi maddiyatla
özdeşleştiren tüm kurallar bir daha gözden geçirilmelidir.
Kaf Dağı’nın arkasına saklanmış olan adalet aranıp
bulunmalıdır. Toplumsal adaleti kendi çıkarları lehine kullanılacak değerler
olarak görenlerin önü kesilmelidir.
Siyasi sultaya bir son verilmelidir. Devletin köklü bir
düzeni oluşturulup, hangi yoldan elde ettiği belli olmayan bir siyasi güçle ve
tam liyakatsiz olarak gelenlerin insafına, devlet yönetimi bırakılmamalıdır.
Günümüzde en büyük zararı veren bugünkü uygulama, bir düzene sokulmalıdır.
Devlet/Hükümet/Yönetim/Yasama/Yargı çizgisinde kabile
geleneğinden gelen üstelik de tün Dünya’ya örnek teşkil etmiş sistemler bizim
tarihimizde vardır.
Savaşmak için gittiği ülkede, girdiği bağ ve bahçeden
kopardığı meyvelerin parasını dalına bağlayıp ayrılan bir toplumsal yapıdan;
kapı komşusuna, aynı şehrin, vatanın havasını soluduğu bir insana o.ç. diyen,
sevgilisine ilanı aşk ederken; bin kelimeden en nazik ve kibarlarını seçen bir
yapıdan her cümleyi si ile başlayıp si ile bitiren, eşine; “HAN’ım” diyen tarih
öncesi ataların neslinden, selamlaşmayı unutmuş bir yapıya geldik.
Onlarca etnik yapıdan gelen ataların, bir boğazı savunurken,
omuz omuza bir birlerine ölmek için moral verdikleri bir yapıdan; yere düşene
bir tekme vuracak hale geldik.
Adaleti istiyoruz. Kalkınmayı edepli ve ahlaklı istiyoruz.
Kültürel değerlerimizin kabuğu kırılmadan kalkınmak istiyoruz. Saf ve tertemiz
dilimizi geri istiyoruz. Kültürel değerlerimize bağlı bir eğitim sistemi istiyoruz.
80 Milyon BİR olmak istiyoruz.
EVET çıkarsa: Ak Partinin yapması gereken ilk şey bunları
sağlayacak devrim niteliğinde kararlar alması olmalıdır.
HAYIR çıkarsa: Yerine geleceklerin bunları yapabilecek
ölçekte geçmişleri, deneyimleri ve Dünya görüşleri olması gerekir.
Yoksa AKİBET pek de parlak görünmüyor.









