EVET ya da HAYIR... Ya Sonra?

Herkes, herkesi ya cennete ya da cehenneme göndermede kendisini etkili ve de yetkili görmeye başlamıştır.

14 Nisan 2017 13:06

EVET ya da HAYIR… Ya sonra?

 

Toplumbilim ve toplum psikolojisi kişi temeline dayanır. Kuralları da karmaşıktır. Matematik gibi formüllere ve kesin kurallara da bağlı değildir. Binlerce etken toplum davranışlarını, farklı zaman dilimleri içinde, farklı etkiler…

Zaman içindeki yasaklar gün gelir, yapılması zaruret olan yasalara dönüşür.

Zalim 12 Eylülcüleri meydanlarda alkışlayanlar, tempo tutanlar, darbeye gerekçe gösterilen siyasi olayların ve ölümlerin bitmesine sevinenlerdi.

Küçük esnafın döviz artışlarından bizar olduğu dönemlerde, dışsatım yapan tüccar ve sanayici göbek atıyordu.

Mini etek giyen bir hanım bir mahallede yuhalanırken, bir başka mahallede övgülerle taltiflerle karşılanabilir.

Toplumun görüşlerini neler oluşturur? Bu kuralların temeli nedir?

Tarih içerisinde, evrensel hale dönüşmüş bir takım ahlak kuralları vardır ki, bunlar her tolumda, her coğrafyada ve her dinde bire bir olmasa da aynıdır. Cinayet, hırsızlık vb. gibi.

İslam dininde Kul ile Yaratan arasında bir başka iletişim kademesi yoktur. İnanç itibarı ile de Dünya yaşantısı hakkındaki hükmü ve bu yaşantıdan doğan ceza ve mükafatı da Yaratan verir.

Haçlıların edebiyat, sinema, tiyatro gibi sanat dalları ve TV, video, internet gibi teknolojik gelişmelerle bizim toplumumuza attığı şer tohumları çok hızlı gelişti.

Sadece dini yapımıza ve on binlerce yıllık kültürel dokumuza değil, evrensel değerlere bile çok ters bir toplum yapısı oluşmaya başladı.

Pankartları alıp hepimiz bilmem neyiz diyenler türedi. Alkol gibi binlerce ocağı söndürmüş milyonlarca cana mal olmuş bir pislik savunma konusu olmaya başladı. “Beden benim” deyip bir canlının katli olan kürtajı, “beden benim” diyerek zinayı savunanlar, bunları medeniyet adına yaptıklarını iddia edenler  türedi.

Küfür günlük konuşma arasında sıradan bir söylem haline dönüşmüşmekte. Ana, bacı, avrat, çoluk çocuğa yapılan sinkafları gülerek karşılayanlar oluşmaya başlamıştır. Üstelik, bunları yapanların yaş seviyesi ilkokul çağlarına kadar düşmüştür.

Herkes, herkesi ya cennete ya da cehenneme göndermede kendisini etkili ve de yetkili görmeye başlamıştır.

İslam’ın en uç noktalarında söylemlerde bulunanlar, Devlet’in malını yağmalarken, kamunun malına el koyarken, hakkı olmayanı zimmetlerken dini kurallar içinde bunlara kılıf uyduracak kadar da ileri gitmeye başlamışlardır.

Kendisi gibi düşünmeyenlere en çirkin sinkaf, küfür ve sıfatlar sıralanmaya başlamış, bu sıfatlarla hitap edilen de aynı tarzda cevap verme hakkının savunma hakkı olduğu kanaatine saplanmıştır. Kendi takımını tutmayan, kendi siyasi görüşünden olmayan herkes yaşama hakkı olmayan onun bunun çocuğu olarak itham edilmeye başlanmıştır.

Devletin sırtından milyarlar vurup, Milletin sayesinde sanatçı kimliği kazanmış, yıllarca halkın ahlak ve edebini bozmayı hedefleyen gizli çalışmalar yapmış, adına sanatçı denilen şaşkınlar TV kanallarından Devlet’e Millet’e Halk’a açıkça ve alenen küfreder hale gelmiştir.

Ellerinde silahlarla “Komonizme Geçit Yok” diyenlere 1970 li yıllarda “gerçek tehlike ABD ve Avrupa’dan giriş yapan kapitalizm ile, onun askerleri olan Haçlılar” olduğunu söylediğimizde, adımız “Yeşil Komonist” oluyordu. Hiçbir tutar tarafı olmayan bir üfürüklük komünizmin hali ortada. Ama gerçek tehlike bugün gırtlağımıza kadar bataklığa soktu bizi.

Onlardan aldığımız ekonomik sistem, eğitim sistemi, ceza yasaları ve kültürel örnekler bizi bu hale getirdi.

Eğitimde bir öze dönüş şarttır. Her şeyi maddiyatla özdeşleştiren tüm kurallar bir daha gözden geçirilmelidir.

Kaf Dağı’nın arkasına saklanmış olan adalet aranıp bulunmalıdır. Toplumsal adaleti kendi çıkarları lehine kullanılacak değerler olarak görenlerin önü kesilmelidir.

Siyasi sultaya bir son verilmelidir. Devletin köklü bir düzeni oluşturulup, hangi yoldan elde ettiği belli olmayan bir siyasi güçle ve tam liyakatsiz olarak gelenlerin insafına, devlet yönetimi bırakılmamalıdır. Günümüzde en büyük zararı veren bugünkü uygulama, bir düzene sokulmalıdır.

Devlet/Hükümet/Yönetim/Yasama/Yargı çizgisinde kabile geleneğinden gelen üstelik de tün Dünya’ya örnek teşkil etmiş sistemler bizim tarihimizde vardır.

Savaşmak için gittiği ülkede, girdiği bağ ve bahçeden kopardığı meyvelerin parasını dalına bağlayıp ayrılan bir toplumsal yapıdan; kapı komşusuna, aynı şehrin, vatanın havasını soluduğu bir insana o.ç. diyen, sevgilisine ilanı aşk ederken; bin kelimeden en nazik ve kibarlarını seçen bir yapıdan her cümleyi si ile başlayıp si ile bitiren, eşine; “HAN’ım” diyen tarih öncesi ataların neslinden, selamlaşmayı unutmuş bir yapıya geldik.

Onlarca etnik yapıdan gelen ataların, bir boğazı savunurken, omuz omuza bir birlerine ölmek için moral verdikleri bir yapıdan; yere düşene bir tekme vuracak hale geldik.

Adaleti istiyoruz. Kalkınmayı edepli ve ahlaklı istiyoruz. Kültürel değerlerimizin kabuğu kırılmadan kalkınmak istiyoruz. Saf ve tertemiz dilimizi geri istiyoruz. Kültürel değerlerimize bağlı bir eğitim sistemi istiyoruz. 80 Milyon BİR olmak istiyoruz.

EVET çıkarsa: Ak Partinin yapması gereken ilk şey bunları sağlayacak devrim niteliğinde kararlar alması olmalıdır.

HAYIR çıkarsa: Yerine geleceklerin bunları yapabilecek ölçekte geçmişleri, deneyimleri ve Dünya görüşleri olması gerekir.

Yoksa AKİBET pek de parlak görünmüyor.

 
Edep ahlak siyaset devlet vatan millet haçlı
Bu Haber 2489 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin