Hayalden Bir Rant Hikayesi…
İngiliz müstemlekesi olduğu yıllarda Hindistan’da bir eyalette geçen gerçek bir hikaye ile anlatalım :
Hayaller güzeldir. Hele elinizde güç varsa hayalleri
gerçekleştirmek için daha da istekli olursunuz.
İngiliz müstemlekesi olduğu yıllarda Hindistan’da bir
eyalette geçen gerçek bir hikaye ile anlatalım :
Memlekette çok ünlü biri olsun. Adına kısaca ÇÜB diyelim.
Onun bir de kirli işlerde ortağı can ciğer kadayıf sarması halka
tatlısı arkadaşı olsun. Diyelim ki onun adı da TMS olsun.
Hikaye bu ya bir de onları dinleyen birisi olsun. Onun adı
da Vicdanlı Hakkı Dosdoğru olsun. Kısacaa VİHD yani…
ÇÜB:
-Bizmolan bu günler bir daha ele geçmez. Su akar Hindu gibi bakar
olmayalım. Testiyi dolduralım. Bu memleketin yatırıma ihtiyacı var. Yarın bu
güçler elden gittikten sonra suratımıza tükürenden geçilmez. Paradan bir kalkan
oluşturalım bari.
TMS:
-İyi diyon. Hem de bu memleketin bu tür yatırıma ihtiyacı
var, istihdam, Halka Hizmet falan der bir şeyler yaparız da ne yaparız. Ama bana tatlı, yemek aş falan deme gına
geldim yemekten çatlıyacam. Belediye Kelesine döndüm… (Belediye Kelesi:
Hayvancılığı teşvik etmek için belediyelere devlet Üretme Çiftliklerinden
gönderilen, vatandaşın ineğinin para karşılığı tohumlanmasında kullanılan, çok
iyi bakılıp beslenen çok iri boğalara verilen addır. İşleri sadece bol bol
verilen yemleri yiyerek semirmek, günde birkaç kez de tohumlama yapmaktır)
ÇÜB:
-Bizmolan günümüzde ne varsa gıdada var. Akıllı ol hem biz
bir tesis yapıp da ciddi ciddi üretim yapacak falan değiliz. Değersiz bir
arazide, en uygun teşvikleri kullanıp, olayı ranta çevirip, köşe olmak…
TMS:
-Haaaa… Anladım. Seni boşuna başımıza ,BAŞ seçmemişiz. İyi
kıvırıyon valla. Derleme, toparlama, barıştırma, kaynaştırma falan dedin
milleti iyi uyuttun bizmolan.
ÇÜB:
-Bırakalım şimdi bunları. Bak geçenlerde hani yolların başı
var ya orada satılık bir tarla gördüm. Bu işler çok uygun. 300 akçe gibi bir
fiyat istiyorlar.
TMS:
-Ama ben arpayla buğdayı ayırt edemezken siz beni çiftlik
kahyası yaptınız ama gene de yuvarlak kafamdaki üçgen ve sivri zekamın yettiği
kadarı ile biliyorum ki orası tarım arazisi. Yapılaşma olmaz.
ÇÜB:
- Bizmolan Biz basarız 300 akçeyi alırız o tarlayı. Kocaman
tarla. Dikeriz üstüne bir prefabrik.
Böylelikle olur sana yapılaşma. Sonra lojman ayağı ile
konutları tek tek oturtur, arsaya 100 kat değer kazandırır, gerine gerine de
satarız.
TMS:
-Vay canına. Şeytanın aklına gelmez bizmolan. Ama kafama
bişi takılıyor da; buraya toprak koruma vezirleri izin vermez ki.
ÇÜB:
-Her şeyi biz mi anlatıcaz sana bizmolan. Kraliçenin güneş
batmayan imparatorluğunda bir dünya arsa var. Bu ilin Şehrül eminine aba
altından sopayı gösterir o vezirlere aktarılmasını sağlar onları sustururuz.
TMS:
-Yav sen de bizi hepten harcadın bizmolan. Şehrül emnin
malum ipleri benim elimde. O iş tamam.
ÇÜB:
-Ha şöyle kafan çalışmaya başladı. Oraya bir güzel proje
hazırlayıp Hindistan baş valiliğinden de bir de kredi kopartırız. Tüm bunlar için
elimizdeki güçler yeterli. Vatan Millet Ganj , yatırım, istihdam, fakire
fukaraya ekmek kapısı, halka hizmet, kendimiz için bişi istiyorsak namerdiz
falan deyip gözleri de boyarız.
Bir güzel et kombinası dikeriz. Yanına da bolca konutlar.
Paraya bak sen. Akçeye AK ÇE demyiz valla. Akçeler AK cebe olur.
TMS:
-Ya bu konuya abiler ne der ki? Baş abi böyle şeylere sıcak
bakmaz biliyon. Onun kalfaları çömezler de bize bir şey yok mu diye tebelleş
olurlarsa sorun çıkmaz mı?
ÇÜB:
-Sen nerde yaşıyon be bizmolan. Baş abinin kafası
yükseklerde bir döndü adam burnunun ucunu göremiyor. Başka diyarlara sefere
çıkınca biz onu yalnız bıraktık. Bir de o yüzden zaten küskün. Sırtı dönük.
Çömezlerin derdi başlarından aşkın. Tıfıl çömez bir şifahane
kurdurup gelecekte başına baş müderris olmak için hayaller ve planlar peşinde.
Bu konuyu pazarlık yaparız o tamam. Kaşarlı çömez de yakalayabileceği en büyük
gücü elde etti. Bu güçle tek adam olma yollarında emin adımlarla ilerlediğini
sanıp buz üstünde dansettiğinin farkına varmadan boyuna figürler sergilemekle
ve aldığı alkışla mest olmuş durumda.
Halk desen askerin pencapta yürüttüğü vatan kurtarma
mücadelesini bire bir kendisi yapıyormuş gibi hissettiğinden olanı biteni
göremeyecek durumda.
TMS:
-Çok kurtsun be bizmolan. Bazen senden korkuyorum valla.
Kork tabi.
ÇÜD:
Biz ne badirelerden sonra buralara geldik. Şerefli, dürüst,
adil, seviyeli görüneceğiz diye bir ömür harcadık. Baksana psikolojim bile
bozuldu. Sinir hastası, şeker hastası oldum. Gözlerim bir 70 lik rakı içmiş
gibi, sözlerim çorba gibi anlayana aşkolsun. Kimse bişi analmıyo da
korkularından anlaış gibi yuapıyolar. Kolay değil aslanım bu işler.
Konuşmalardan haberdar olan VİHD dayanamaz:
-Sizler ne yapıyorsunuz. O bölge birinci sınıf tarım
arazisi. Bir santim toprak bin yılda oluyor. Üstelik orada sanayi tesisi olmaz,
pek çok sorun çıkartır. Yolların başı, pınarların başı bölgeleri bu memleketin
kan ek can bitecek yerleri. Kıymayın.
Hem orada altyapı da yok.
TMS:
-Saf saf konuşma be. Senin neye aklın erer. Tutturmuşsun bir
hak, hukuk, adalet, doğruluk dürüstlük. Başka laf bilmez misin sen. Yarım
asırdır debelenirsin, ne kazandın, neyin var. Çok iyi bilmediğin buradan belli.
ÇÜB:
-Bu sözler ne biçim sözler. Sen seçimle göreve gelmiş
benimle nasıl böyle konuşursun. Ben bu memlekette Ekselanslarının ve Hindistan
Kralının temsilcisiyim. Seni perişan ederim. Ne haddine. Derhal bu sözler
kalkacak. Silinecek. Senin sözlerin hangi duvarda hangi pencerede ise onların
da tek kelimesi kalmayacak. Sen görürsün.
VİHD:
-Allah var. İnsanlık var. Hak var. Kıymayın bu memlekete.
Herkesin ticaret ve para kazanma özgürlüğü var ama bunu yasal yollardan
yapsanız ne olur sanki.
ÇÜD:
-Yapanları da görüyoruz. Kes sesini bak karışmam. TMS git
kadıya söyle şunu.
TMS:
-Söyledim bizmolan. Bu sözler suç değil diyor.
ÇÜD:
-Yok ya. Ben şimdi gider gereğini yaparım. Güç bende artık.
VİHD:
-Bir insan olarak o gücü yasaları delerek, kirli pazarlıklar
yaparak, Toprağı ve tarım arazilerini yok ederek, insanlar üzerinde baskı ve
şiddet oluşturarak haksız kazanç elde etme yolunda değil de insanlığın yararına
kullansaydın. Payitahtta yaptıklarınız zaten bu şehri bitirdi.
Şimdi de birinci sınıf arazileri yok etmeyin. Emsal teşkil
edecek yarın sizin doymaz iştahınız yanına bir daha bir daha derken bölge
kirlenecek, rant elde edeceğiz derken doğuda bir karışı için her gün birkaç
yiğidimizin canını feda ettiğimiz topraklarımız yok olup gidecek.
Kıymayın.
ÇÜD ve TMS bir ağızdan:
-Kes be. Sana abi dedik. Bir beklentin mi var. Sen onu söyle
verelim de sus. Bak o bölgede lojman kılıfı ile yapacağımız dairelerden birisi
de senin olur. Ömründe ilk defa bir şey kazanmış olursun. Zaten susmaz isen biz
seni susturmayı da biliriz.
VİHD:
-Allah esirgesin. Bu mideye susam tanesi kadar haram
girmedi. Eviniz de barkınız da sizin olsun. Ama madem susturacaksınız nolur öle
bir şey yapın. Yaş olarak haddimizi aşma çağındayız. Yeter yaşadığımız.
Yapacağınız şey bize iyilik olur. Rabbin huzuruna vardığımızda:
“Ya RAB: hırsız, uğursuz, namussuz, şerefsiz, vurguncu,
yalancı ve talancı kulların işler çevirirken, Dünya düzenine göre onların
üstünde bulunup da onlara engel olması gerekenler şaşkınlık ve delalet içinde
iken, HAK kavramına sahip çıkmaya çalıştım diye beni buraya postaladılar. SEN
Bilirsin” derim.
Belki var ise az çok günahımıza kefaret olur.
Dil bu kemiği yok söyler, kalem bu zinciri yok yazar. Hikâye
bu okunur. Hayal bu gerçeklerden uzak mı uzaktır. Hemi de eeen uzak Asya’dadır.
Bu hikaye bir zamanlar Hindistan’da geçmiştir. Bize ders çıkarmak düşmüştür.
Yanlışı yapanın başına taş, yiyenin midesine zehirli aş
olsun.









