Karaman’da KARAMANLI Olmak
Sahi bu KARAMAN nerede? Bu Karaman’da hala KARAMANLI yaşıyor mu? Karamanın bir KARAMAN KÜLTÜRÜ var mı?
Görevi gereği çok seyahat eden bir Beyefendi, Adriyatik’ten
Çin Denizine kadar her yerde Karamanlıya rastladım demişti.
Son günlerde Mescit-i Aksa da Çin’den gelen Karamanlılar
konuşuluyor ve sosyal medyada yer buluyor.
Tüm bu Karaman dışındakiler Karamanlı olmakla övünüyor, iftihar
ediyor, gurur duyuyor.
Bugün Karamandan gidip de geri dönmeyenler, Balkanlar’da Karaman
kültürünü capcanlı yaşatıyorlar.
Dahası Karamandan gerek göçe zorlanan, gerekse mübadele yolu
ile Balkanlara, özellikle Yunanistan’a giden gayrimüslim Karamanlılar, hala
Karaman yemeklerini yiyip, Karaman giysileri içinde Karaman türkülerini
söylemektedirler. Bunların içinde sosyal medyada binlerce Karaman kültürü
paylaşan fanatikler bile vardır.
Bir çarşı yangını ile başlayıp, daha sonra kitlesel göç
haline dönüşen yakın tarih Avrupa gurbetçileri de, her Karaman kelimesi duyduklarında
derinden bir AH çekmekte ve özlemle yanıp tutuşmaktadırlar.
Öyle bir hava var ki Karaman dışında yaşayan Karamanlılar,
Karamana ve Karaman Kültürüne bu şehirde ve İl genelinde yaşayanlardan çok daha
fazla sahip çıkıyorlar. Koruyor, kolluyor, araştırıyor, yaşatıyor ve yaşıyorlar.
Karaman’da yaşayan Karamanlılar Karamanın tek bir değerine
sahip çıkmazken Karamanın gerçek sahibi onlar görünüyorlar.
Sahi bu KARAMAN nerede?
Bu Karaman’da hala KARAMANLI yaşıyor mu?
Karamanın bir KARAMAN KÜLTÜRÜ var mı?
Bu sorulara başta Sayın Karaman Valisi, Belediye Başkanı ve
Karaman İl Kültür Müdürü cevap vermeli diye düşünenler olabilir.
Karaman dışından atanmış ve asli görevi sadece Devlet
işlerini görmekle mükellef bir Vali ve Kültür Müdürü, yüklenilen bu görevlerini
yaptıkları zaman mesuliyetten kurtulmuş olurlar. Gerisi tamamen istek, arzu ve
heveslerine kalmıştır.
Peki ya Belediye Başkanı? Belediyenin Kültür ile sorumlu
birimleri?
Bu büyük sorumluluk onlara mı kalıyor?
Görünüşte öyle… Onların çalışma ortamını yakından bilenler
iyi bilir ki, onların bürokratik işleri yoğurtmaktan, şeytan taşlamaktan ve
lüzumsuz angaryalarıyla boğuşmaktan takatları tükenmiştir.
KMÜ mü dediniz? Yıllardır Karaman’da öyle bir kurumun varlığından
pek emin değildik. Bakalım yeni Rektör, bitkisel hayattaki bu kurumu
canlandırırsa onlar da işin ucundan biraz tutarlar belki.
Geriye kim kalıyor?
İki de bir klavye başına geçip de, bu konularda yerli yersiz,
haklı haksız eleştirilerde bulunup, afaki ya da gerçekçi fikirlerle çıkış
yapanlar mı?
İyi de onların da icraat için hak, yetki ve imkânları yok…
O zaman? O zaman bırakalım çığırından çıkmış bu iş,
yıkılıncaya kadar gitsin…
Selçuklu, Osmanlı ve tüm Avrasya coğrafyasının yüzyıllar
önce şekillenmesini sağlayan, bir anlamda Anadolu’nun Türkleşmesi ve
İslamlaşmasında tek başına sancaktarlığını üstlenen, Nure Sofi önderliğinde, Anadolu’ya
10 Bin çadır ile gelip de küffara kafa tutan, Taşeli ve İzorya bölgesini
Haçlılardan temizleyen, Orta Anadolu’yu, Alanya’dan Tokat’a kadar bir Türk
Yurdu haline getiren bir kültürün izleri yok olsun gitsin.
Osman Ülkümen, Şerafettin Güç gibi birkaç kardeşimiz de
bunları gün yüzüne çıkarmak için özel imkânlarını seferber ederek yırtınsın
dursun.
Bu görüşte hemfikir isek konuyu burada kapatalım.
Yok, bu bizlere üzüntü kaygı ve endişe veriyorsa bir şeyler
yapmak lazım.
Karamanın 2 ya da 3 Milletvekili olsaydı bir şeyler
yapılırdı. Ne yazık ki bu dönem Karaman Milletvekilinden yoksun. Başlayan fiziki
yatırımların bile durup, çürümeye terk edildiği bir ortamda bir de kültürel
faaliyetler beklemek safdillik olur. Hem Karamanı bilmeyen Karamanlıyı
tanımayan ve bilmek tanımak için de hiçbir çaba sarf etmeyen kimseler ne
yapabilir ki?
Sayıları ürkütücü rakamlara ulaşan, STK, Dernek, Vakıf ve
Birlik gibi kuruluşlar da ziyaret, demeç, protokol yemekleri, havanda su
dövülen toplantılar, basına servis edilen boy boy hatıra fotoğrafları ile
meşgul olmaktan bu konulara eğilmeye zaman bulamıyorlar.
Maalesef bu iş yine İlimizin Sayın Valisine, Belediye
Başkanına ve İl Kültür Müdürüne düşüyor. Vebal, sorumluluk ve görev onlarındır.
Nasıl olmalı?
Devletin hantal bürokratik çarkları içinde çok daralan faaliyet
alanını genişletmek amacı ile, bu konuda faaliyet göstermek üzere, Devlet
ivmeli, Kültür ve Kalkınma Bakanlığı tarafından destekli, konusu belli ve
sağlam bir çizgiye oturtulmuş, yeni ve güçlü bir STK ya ihtiyaç vardır. Gayrı
resmi yapısı ile bürokrasinin dar alanı büyük bir genişleme kazınacaktır. Bu
STK nın adı dernek, vakıf veya başka bir şey olabilir. Aslolan işlevi ve
görevidir.
Bu STK sayesinde;
Dil Bayramları bir düzene kavuşur ve bir arşiv oluşur.
Yunus Emre Hz. Hakkında çalışmalara hız verilir ve verimli bir
hale getirilir.
Yok olan Karaman kültürü ve folkloru sağlam bir envantere
kavuşarak turistik amaçlı pazarlanması sağlanır.
Kaybolan tüm kültürel değerler bir kayıt altına alınarak yok
olanların yeniden kazanılması için araştırma ve incelemeler yapılır.
Kamunun malı olup da çürümeye terk edilmiş, birkaç kişinin
şahsi hizmetlerine sunularak büyük bir suç işlenen, vebal altında kalınan
Hatuniye, Tartan Evi, Hürrem Dayı Evi, Karaman Evi, Cer Atölyesi gibi daha
onlarca bina halkın ve Karaman kültürünün emrine sunulabilir.
Adriyatik’ten Çin Denizine uzanan geniş coğrafyaya dağılmış
Karamanlılar arasında bir irtibat sağlanıp, yüzyıllar öncesinden kalan kültürel
değerler toparlanıp, akademik çalışmalarla kayıt altına alınabilir. Daha sonra
da günlük hayata aktarılabilir.
Kendi kültürümüzü unuttuğumuzdan aile yaşantımız, sosyal yaşantımız, yeme içme adetlerimiz, giyim kuşamımız,
dilimiz, ahlakımız, örf adet ve geleneklerimiz, düğünlerimiz, özel gün ve
gecelerdeki kutlamalarımız, eğitim sistemimiz ve daha pek çok alanda Haçlılara benzemeye
başladık. Değer yargılarımızda ve mantığımızda bir boşluk yaşamaya başladık. Bu
zaten onların bir planı ve tezgâhıydı.
Bu planı ve bu tezgâhı bozmak boynumuzun borcudur. Vebali
ise ağırdır.









