Lütfen Saygı ve İtidal…
VATAN evinde, BAYRAK çatısı altında yaşayıp TOPRAK döşeğinde uyuyan bir ailenin evlatlarıyız.
Birimizin adı Ali, Bir diğerimiz Mehmet, bir başkası Mehmet
Ali… Hasan, Hüseyin ya da Hasan Hüseyin.
Alparslan, Muhammed, Çağdaş, Devrim, Musab, Mustafa ya da
Kemal.
VATAN evinde, BAYRAK çatısı altında yaşayıp TOPRAK döşeğinde
uyuyan bir ailenin evlatlarıyız.
Bir arada yaşamanın gereği olarak sosyolojik bir idare
sistemi olan DEVLET’e ihtiyacımız var.
Bizler on binlerce yıl devlet kurmuş insanlarız.
Günümüzde o devleti yönetip yasama ve yürütmeyi üstlenecek
insanları seçiyoruz.
Seçtiklerimiz siyasi kişilikler.
İnceliyor, dinliyor, sorguluyor, geçmişlerine bakıyor bir
kanaat sahibi oluyor ve seçiyoruz.
Bu sistemin adı demokratik sistem.
Ama gelin görün bu sistem Türkiye’de hiçbir zaman demokratik
olmadı. Adı da kendisi de “SİYASİ SİSTEM” olarak kaldı.
Ne zaman birileri seçilemedi, başka güçleri ve özellikle de
dış güçleri yanına alarak seçilmişleri alaşağı etmeye kalktı. Astı, hapsetti,
tehdit etti, yoluna taş koydu…
35 yıldır bir yeni düzen için kavga verdik. Vereceğiz.
Bu halk kine oy verdi ise, görevi kime tevdi etti ise, o
görevliyi oradan alaşağı etme hakkı yine o halkındır.
Gerçek demokrasi de budur.
Kazanamayanın hazımsızlığı önce devlet güçlerini kullanarak
baskı kurması ile başlar. Tıpkı 7 Haziran seçimlerinde, yerel siyasetçilerimizin
eleştiri ve yorumlara katlanamayıp, başarısızlıklarının acısını bu eleştiriyi
ve yorumları yapanlardan çıkarmaları gibi. Üstelik bunların arasında millete
vekil olmuşların da bulunması bir demokrasi ayıbıdır. Hatta insanlık ayıbıdır.
7 Haziranın hemen ertesi günü seçimlerden kimsenin hoşnut
olmadığı görüldü. Nerdeyse tüm siyasi partiler “haydi bir daha” dediler ve
seçmenin önüne yeni bir sandık konuldu.
Yapılması gereken bu sonuçları iyi tahlil edip, 1 Kasıma o
çerçevede hazırlanmaktı. O eleştirilere hazmedemeyenler ne hikmetse birden
akıllarını başlarına toplayıp kısmi bir toparlanma içine girdiler. Kapalı
kapılar ardında yerden yere vurdukları ile kol kola girdiler. Olumsuzlukları
yok etmek için çaba sarf ettiler. Halkı dinleyip anlamaya çalıştılar. Sorunlara
yaklaşıp önerileri dinlediler ve çözüm önerilerini süzgeçlediler.
Sonra da tüm bu tahlillerden elde ettikleri tedavi
yöntemlerini halkın anlayacağı dilden ve bir başkasına çatmadan, bir bir ortaya
koydular.
Seçimi yapacaklar 7 Hazirandaki olumsuzlukların ortadan
kalkmaya başladığını görüp umutlandılar ve geçmiş dönemlerdeki güzellikleri de
dikkate alarak bir siyasi partiye “Buyurun, iktidar tekrar sizindir. Bizi bir
dönem daha siz yönetin” dediler.
Kişilerle uğraşanlar, edep dışı laflar edenler, tüm
eforlarını bir kişiyi yok etmek ve karalamak adına kullananlar, olumlu tüm
çözümlere kapılarını kapatıp, kavga, küslük ve inat siyaseti güdenler
kaybettiler.
Bu gün 2 Kasım 2015 tarihinde demokratik takvimin SEÇME
sayfası yeni bir seçime kadar kapanmıştır.
Sistem bir partiye yetki vermiş ve görevi teslim etmiştir.
Devleti yasama ve yürütme erkleri olarak bu siyasi parti yönetecektir.
Şimdi seçmene hazmetmek düşer.
Ama maalesef toplumdan yüzde değil binde küsur oy almış
siyasi görüşte olanlar bile bir isyan bir feveran içindeler.
Akademisyeni, yazarı çizeri, siyasetçisi, esnafı memuru,
siyasetle bir oy vermenin dışında ilgisi olmayanlardan bile hakaretlere varan,
sinkaflar içeren tepkilerin gelmesi ürkütücü, korkunç ve bir o kadar da düşündürücüdür.
Daha dün seçilemeyip de bunu hazmedemeyenler, hemen ertesi
günü ihtilal çağrıları yapar, orduyu göreve çağırırdı. Bugün o defterler
kapandığından yargı yolları denendi. Onlarca yıl önce, temelden ve kökten
siyasileştirilmeye çabalanan yargıdan da bir netice alamayanlar bu gün
kontrollerini kaybetmeye başladılar.
Bir geminin yolcularıyız. Bu gemi yolcuları kaptanlık için
aday olan, yüze yakın siyasi görüş içinden, ön plana çıkmış birkaç tanesi
arasından tercihini yapmıştır. Üstelik ezici bir üstünlük ve inkâr edilemez bir
çoğunlukla.
Bu kaptan bilinmeyen ve tanınmayan birisi de değil üstelik…
On yıldan fazla bu memlekette devrim niteliğinde güzel şeyler yapmış,
insanlarda moral ve huzur oluşturan işlere imza atmış bir ekip.
Bu memlekette yüzde 30 ların altında oy oranları ile
iktidarlar görülmüştür. Bu gün bu oran yüzde 50 dir. Seçime giren siyasi
partilerden favori olan diğer 3 partiyi de sayarsanız üçünün toplamı kadar oy
almış bir siyasi partidir.
Eğer siz oy verdiğim, kazanmasını istediğim siyasi parti
kaybetti diye, hakaret ederseniz, sinkaf ederseniz bu toplumdaki her 2 kişiden
birisine bu hakareti yapıyorsunuz demektir. Hedefiniz sadece bu gün tüm siyasi
parti liderlerinin hedef aldığı birkaç kişi değil, onlara güvenip de kaptanlık
payesini veren her iki kişiden birisidir. Bu 2 kişiden birisi de belki eşiniz,
evladınız, ananız babanız, kardeşiniz, komşunuz, hısım ve akrabanızdır.
“Eğer 3 kişi olursanız içinizden birisini yönetici seçiniz”
mealindeki mübarek sözü unutup da, bu üstünlükte bir teveccühle seçilene, hala
hakaret etme ve sinkaf etme yolunu seçiyorsanız akıl ve ruh sağlığınız
tehlikede demektir.
İdarenin uygulamaları, bizleri ilgilendiriyor ve
beğenmiyorsak, eleştiri hakkımız elbette saklıdır. Bu eleştiriler insani
ölçülerde, nezaket kuralları içinde kalmalıdır. Böyle eleştirilere ve ikazlar
karşıdaki bazı dar karınlı ve suçlarının altında ezilenler katlanamıyor da,
size saldırıyorsa, devlet gücü kullanarak sizi sindirme yoluna gidiyorsa, o da
onların kişiliksizlikleridir. Ama yerel bazda liyakatsiz bir iki müstevlinin bu
davranışları milyonları bulan diğer kişileri elbette bağlamaz ve onları da
hedef yapmaz.
Bizler Aliyiz, Veliyiz Devrimiz, Çağdaşız, Hasanız,
Hüseyiniz, Alpaslanız, Fatihiz. Ayşe,
Fatma, Asya, Ülkü, Hilaliz. Bir ailenin parçaları evlatlarıyız. Evimiz
VATANIMIZ, çatımız BAYRAĞIMIZ, yatağımız TOPRAĞIMIZ dır. Bu aileyi yönetecek
birilerine yetki verilmiştir. İtaat gerekir, saygı gerekir, nezaket gerekir.
Beğenilmeyen uygulamalarda cesaretle ve nezaketle eleştiri ikaz gereklidir.
Edilen her KEM söz kendi aile fertlerinedir.
Bu kadar isyana sebep
olan kötü unsurları ve liyakatsiz çürümüş kişileri de AK Parti bir an önce
içinden ayıklayıp genel bir temizlik yaparsa aslında iyi eder. Kalanlara da
siyaset akademisinden önce “Davranış Bilimleri” ve “İslam’da Hoşgörü ve Saygı”
dersleri verirse bu gün insanların şuurlarını kaybedip, terbiye dışı laf
etmelerine de gerek kalmaz…
Lütfen saygı ve itidal…
Seçene, seçilene, seçilemeyene, seçilemeyene oy verene, yani
bu VATAN da yaşayan kardeşlerimize…









