Masum Köylü Artık Kendisini Buldu
Halkına, memleketine hizmet için gerçekten ateşi avcunda taşımak olan bir göreve bu kadar kişi safiyane duygularla Allah rızası için ve toprağına olan borcunu ödemek için çıktı ise, bu bizlere tarifsiz bir keyif verir.
Türkiye uzun yıllar uzaydan gelmiş izlenimi veren kişiler tarafından yönetilmeye çalışıldı. Konuşmak, kucaklaşmak şöyle dursun, bir fersah yakınına dahi yaklaşılması imkânsız kişilerdi. UFO gören masum köylü diye bir espri yaparlar. Bizim köylümüz de siyasetçiyi devlet adamını ve üst rütbeli askeri gördüğü zaman öyle olurdu.
Bu konu ile ilgili yüzlerce örnek hikâye ve anı anlatılabilir.
Özellikle tek parti döneminin anıları biraz daha keskincedir.
Ortaya bir medeniyet kavramı atıldı ve tarifi lastik gibi sündürüldükçe sündü. Gün geldi ki elastikiyetini de kaybedip çok katı bir KAST sistemine oturuverdi.
Bazılarının medeniyetten kastettikleri aslında gizli bir burjuvazidir. Tahsil ve diploma ile kazanılmış bir ayrıcalık ve üstünlük çabasıdır.
Proletarya ve alt sınıf avam üzerinde görünebilmek ve böylece güçleri, özellikle de yönetim gücünü elinde bulundurabilmektir.
Bunun için de hazır burjuvazi kırıntılarını Avrupa’dan alarak halk ve alt sınıf avama karşı birer medeniyet göstergesi yapmaya çabaladıkları görülür.
Aleni alkol içme ve reklamını yapma, balo, opera, bale, klasik müzik gibi hiç anlamadıkları bir takım naneleri savunmaları, açık saçık giyinmek, mini etek, ahlaka aykırı davranışlar sergilemek gibi değerleri, -HALKÇI, ezilen sömürülenlerden yana olduklarını, proletaryanın savunucusu olduklarını söyledikleri halde- candan savunurlar.
Söylemleri ile uyuşan, HALKÇI olduğunu söylediği halde halkın horonunu, halayını, barını öven bir medeni olma aşığı gördünüz mü? Halkın en ufak bir değerini öven, savunanı gördünüz mü?
Bu faaliyetleri kolaylaştırmak ve desteklemek için de Batı emperyalistlerinin hazır paket programları tam da biçilmiş kaftandı.
Çocukluğumuzda ve ilk gençlik yıllarımızda geleneksel düğün törenleri yerine dayatılan, teşvik edilen ve MAHVEL adı verilen yerde yapılan cazlı, danslı, japone kollu ve mini etekli hanımefendilerin İngiliz askerlerinin kafalarına benzeyen ondüle saçlarla, hiç yakışmasa da komik hallerini uzaktan seyreder bir anlam veremezdik. Sonuç bu günkü saçma düğün merasimlerine bağlandı.
Fötr şapka, redingot, komik kravat ve papyonlar medeniyet göstergesi idi. Devlet daireleri öyle sıradan bir yer değil dizler titreyerek ve bilinen tüm dualar okunarak girilen yerlerdi. Masasının kenarına elimi koyduğum için beni azarlayan bir daire müdürüne ölünceye kadar nefretle bakmıştım. Hakkım helal olsun, Mevla affetsin. Öğretmenliğinin ilk yıllarında bir isim tashihi için ilk defa hâkim karşısına çıkan bir Karamanlı şahsın, kimlik tespitinde, heyecandan Annesinin adını hatırlayamadığını ve hâkim tarafından salondan çıkarıldığını biliriz.
Tabidir ki bu uygulamaların kabul görmesinde yüzyıllarca “padişahım çok yaşa” itaatkârlığının da etkisi çoktur.
Derken bir Tontoncuk çıkıverdi. Hem de büyük bir bela olan ihtilalin arkasından. Pek çok vatan evladı kimvurduya gitmiş, çile çekmiş işkence görmüştü. Tonton Amca halkın içine girdi, güldü, çocukları sevdi, nineleri dedeleri kucakladı, şortla asker denetledi, halk gibi konuştu, halk gibi düşündü, halk ne istiyorsa o konuda hizmet etmeye çalıştı. Akibeti malum. Rahmetlik de kimvurduya gitti. Allah razı olsun, rahmet eylesin.
Ama açtığı ufuk, Halkın gözünü açtı. Üreten, koruyan, bir çakıl taşı için can veren, hizmetkâr toplum, yönetim hakkının uzaydan gelmiş izlenimi verenlerin değil kendi hakları olduğunu fark ettiler.
Bugün bu kavga hala devam ediyor. Cumhuriyet mitingleri, Modadaki Bira gösterileri, Sarhoş güruhunun gezi eylemleri gibi eylemler aslında bu burjuvazinin yok olan güçlerini halkın demokratik olarak seçtiği kendinden olarak tanımladığı kişilerin elinden geri kazanma çabasıdır.
Karaman bu tablo içinde biraz şaşkın kaldı. Eskilerden gördükleri yönetici, siyasetçi, bürokrat formatını özleyenler bu yolu deneseler de, gerek halk, gerekse partilerinin uygulama sistemleri onlara bu imkânı tanımadı. Bu yolu denemeden sadece kendisi olabilen Ali Pınarbaşı, Mevlüt Akgün, Goca Osman Sevimli gibi kardeşlerimiz güzel örnek oldular. Bir Ömer Dinçer’imiz var idi. Görünce içimizden saygı selleri akan Terzi Duran Amcamızın akıllı oğlu. Harika bir ailenin süper çocuğu. Gençliği ateşli siyasi projelerle süslü, gözü budak görmeyen bir Karaman Evladı. Bizim neslin gelecekte kahramanı olmaya namzet ismi. Ama ne zaman ki o makamlara geldi. Uzaydan gelenleri andıranlara o kadar hayranmış ki onlardan da beter oluverdi. Üstelik devrim niteliğinde güzel fikir ve projelerine rağmen.
Önümüzde bir seçim var: Muhalefet partilerinin en büyük şansı bir. Bu nedenle bir kişi için düşünmek gerekiyor. İktidar partisinden de birinci sıra çok büyük bir sürpriz olmaz ise layığı ile dolu. İkinci sıra için adı konuşulan konuşulana.
Partilerden ortaya çıkan çıkana… Çok da güzel. Halkına, memleketine hizmet için gerçekten ateşi avcunda taşımak olan bir göreve bu kadar kişi safiyane duygularla Allah rızası için ve toprağına olan borcunu ödemek için çıktı ise, bu bizlere tarifsiz bir keyif verir.
Ama her aday olan bilmelidir ki; artık bu Ülkeyi uzaydan gelmiş intibaı verenler değil bu toprakların öz evlatları, ayağı lastik ayakkabılı elleri nasırlı, yüzü güneş yanığı Ahmet Emminin, Mehmet Dayının, Ayşe-Fatma Teyzelerin evlatları yönetiyor. Bu toprağın evlatları yönetiyor.
Bu görev avcunda kor taşımak kadar meşakkatlidir. Sadece Allah rızası için yapılabilir. Öyle yapılmadığı takdirde, bu dünyada hatır yiter, ahirette de bu dünyadaki kendisine tanınan imtihanın notları yiter.
Bu düşünceleri paylaşan kardeşlerimizin aday adaylıkları ve içlerinden seçilecek olan bir tanesinin de adaylığı ve görevi şimdiden hayırlı olsun.









