Medeni Yaşamak İçin İntihar Ediyoruz

Son 40 yılda bu coğrafyada akan kan, çekilen sıkıntı her iki dünya savaşında bile çekilmedi. Ama bu son 40 yılda ABD dünyanın tek hâkimi, tüm dinlerde lanetlenmiş İsrail gizli yönetici güç olmayı başardı.

27 Temmuz 2015 04:13

Birkaç kuruş bulabilirsek yazın bir naylon ayakkabı, kışın bir lastik çizme alıp giyebiliyorduk. Onlar eskiyince naylon ayakkabı yorgan iğnesi ve ipliği ile dikiliyor, çizme delinip yıpranınca solüsyonun halk ağzındaki adı ile sülüksüyon ve bulunabilirse eski lastik parçaları ile yapıştırılıyordu.

Çarşıda birkaç bakkaldan alınan malzemeler, tuz bez gaz nadiren küp ya da kesme şekerdi. Her bayramda ayakkabı alınmaz, nadir bulunan deri ayakkabılar büyükten küçüğe intikal eder boyanır bayramlık olurdu.

Kışları palto pardösü kaban bilinmez evlerde kalın yünden örülmüş içine eski kumaşlardan oluşturulmuş astarlar geçirilip giyilirdi.

Evimizde bir süre gaz lambası ile aydınlandık. Ders çalışma saatlerinde ortaya konulan lamba etrafında toplanılır el işi yapan aile fertleri ile öğrenciler istifade ederdi. Koltuk yerine dayama yastıklar, kanepe yerine tahta somyalar vardı.

Atıştırmalıklarımız bin bir türlü selofonlu katkılı ürünler değil, buğday kavurgası, külde pişmiş nohut, kuru üzüm (o da bulunursa) evde pişirilmiş somun ya da mayalı ekmek üstüne sürülmüş yoğurtlardı. Üstüne bir de kırmızı biber ve tuz serpilince fast food denilen saçmalığın bin katı lezzetinde bir tat verirdi.

Şehrin her sokağından çürük su denilen sulama suları akar, bazı yerlerde de sulamada kullanılan çürük su çeşmeleri bulunurdu. Her evin önündeki alan bahçe olur, çürük su ile sıra ile sulanan bu bahçelerde insanlar, bir yıl önceden ürettiklerinden elde ettikleri tohumlardan yeni ürünler elde eder sebze ihtiyacını oradan karşılardı.

Şehir içme suyu şebekesi olmadığından belirli yerlerdeki çeşmelerden su bakır helkelerle, güğümlerle taşınırdı. Akşam saatlerinde bu çeşmelerde uzun su sıraları oluşur, hanımlar koyu sohbet imkânları bulurlardı. Ağırlığımız kadar su güğümlerini analarımıza yardım amacı ile yüzlerce metrelik mesafeden çok taşıdık.

Kışın çamur, yazın toz doğal kozmetik malzemelerimizdi. Asfalt tek bir caddede bulunur, ana caddeler ve önemli sokaklar, malta taşı ya da kaba taşla döşeli olurdu.

İsmet Paşa caddesinde bir tek yabancı görülse herkes birbirine kim olduğunu sorar, herkes herkesi tanırdı.

Bir mahalleden bir hanımefendiye sorsanız o akşam komşularının tenceresinde ne kaynadığını bilirdi.

Her evde pişenden birkaç kaşık komşuya gider, komşudan da gelirdi. Geçim darlığı olanlar bu ikramlarda öncelik sırasına sahipti.

Evlerde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, elektrikli ütü, elektrik süpürgesi vs. gibi malzemeler bulunmaz, ama bunların görevini yapacak çok basit ve verimli teknikler uygulanırdı.

Arazisi olup da tarımla uğraşanlar, bahçeden bostandan geldiklerinde sokak başından başlar sokak sonuna kadar her eve tadımlıklar bırakırdı.

Sonbaharlarda etlik yapılır, bir evinde etlik kesilen sokakta, o akşam her sofrada et olurdu. Kasaptan et çok özel misafirler için, ya da ramazan bayramları için, sebze meyve pazardan çok nadir olarak, belki de memurlar tarafından alınırdı. Yazdan bahçeden hasat edilenler kurutulur kışın yenirdi.

Hiçbir çocuk ve genç alenen ahlaka aykırı bir davranışta bulunmaz, bu davranışlar büyük kınamalara hatta haddi aştığında kötek yemesine vesilesi olurdu. Çocuk yüzünden kavga edildiğini 80 ihtilaline kadar duymadık. Kavgacı ve asabi tabiatlı isek, kavgada dayak bile yemiş olsak, kavga ettiğimiz için bir dayak da evde çekilirdi. Kavgalarda bıçak kullanılmaz, kullanılması şerefsizlik olarak nitelenirdi.

Şehir birkaç polis ile idare edilir, mahkemelerde dosyalar iki haneli rakamlarla ifade edilirdi. Çek senet istemek ayıp sayılır, söz yeterdi.

Günün şartlarında zengince bir ailenin evladı sayılsak bile bunlar sadece bizim değil herkesin yaşantısı idi. En zenginle en fakir arasındaki fark, biraz daha güzel giysi, azıcık kaliteli halı kilim, belki arada kasaptan alınan biraz et idi.

Dedelerimiz ninelerimiz hacca şehirdeki bir iki otobüsten birisi ile, yani karayolu ile gider, Halepten, Şamdan, Kudüsten kartpostal atarlardı. Dönüşlerinde Bağdatı anlatır, kerbela için gözyaşı dökerlerdi. Oralardaki güzellikleri gelişmişliği övgü ile tarif ederlerdi.

Etrafımızdaki insanlar Karamanlı idi. Birkaç yıl önce Karamana gelmiş bile olsa Karamanlı idi. Doğudan batıdan köyden de gelse yüzyıllardır bu şehirde yaşayanlar tarafından bir ayrıma tabi tutulmazdı.

Dünya’da barış, Türkiye’de barış, insanlarda huzur ve kardeşlik vardı. Gülmek serbest ve içtendi. Günün her saniye yaşanan bir ritüeli idi. Gülmek için her an bahane aranır, fırsatlar yaratılırdı.

Yıkıntı haline getirilmiş bir caminin tamiri ile oluşturulan kütüphanede işinin uzmanı 3-4 görevli dolup boşalan okuyuculara yetişmekte zorlanırdı. Ev aboneliği ile ilgilendiğimiz konuda okuyacak kitap kalmayınca Rahmeti bol olsun çatık kaşlı pırlanta kalpli Müdürün kapısını çalıp liste verirdik. Bir çocuğun bu talebi bile bir resmi emir gibi zaman içinde yerine getirilirdi.  

Barış sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da da vardı. Daha geniş ifade ile İslam coğrafyasının hepsinde. Sadece komünist SSCB komşuları sessiz sedasız soykırıma tabi oluyormuş. Bunu da haberleşmenin sıfıra yakın olmasından dolayı sonraları öğrenebildik.

Yukarda çizdiğim tabloya rağmen insanlar eksikleri ile dertlenmek, yeni şeylere ulaşmak için yırtınmak yerine mevcudu en iyi şekilde değerlendirip, ama her an üretmekle, imal etmekle, yeni bir şeyleri ortaya koymakla meşguldü.  

İsrail devleti kurulalı 10-15 yıl daha olmamıştı.

ABD denilen toplama devlet, İkinci Dünya savaşında yeni adını duyurmuş, Gazap Üzümleri devşirmekle meşgul, sınırlarının dışına aklı ermeyecek kadar aklı karışıktı.

Sonra Amerika’da tahsil yapanlar, staj görenler yönetici, planlayıcı, sanayici, üst düzey askeri yetkili olmaya başladı.

Geldik bu güne… Bu günü anlatmaya elim varmıyor. Dilim dönse de elim varmıyor.

Yedi düvele meydan okusak da, yangından çıkan bir medeniyeti ihya etmekle öğünsek de Dünya siyasetinde tek bir kelam bilmiyormuşuz. Dış politikada Cihanda Sulh gereği sanıp her aşa maydanoz olmuşuz. NATO da koltuk değneği,  CENTO da sahte kabadayı, BM de kemiyet, dağılan SSCB de seyirci olmuşuz. Orta Doğu coğrafyasında mıymıntı, Avrupa coğrafyasında öksüz oğlan gibi davranmışız.

Bu gün mutsuzuz, huzursuzuz. Şehirde beraber yaşadığımız, tahsil hayatında sıra arkadaşı, asker arkadaşı, iş arkadaşı, meslektaş, mesai arkadaşı olduğumuz ve bir lokmayı paylaştığımız derdine derman, yarasına merhem olduğumuz, aynı bayrağı koruyup aynı vatanı savunduğumuz kardeşlerimizi kimler kandırdı, kışkırttı.

Aynı safta namaza durduğumuz kardeşlerimiz, aynı dinden insanlara bunu nasıl reva görüyor.

Bize apartmanlar, otomobiller, uçaklar, duble yollar, hızlı trenler, buzdolapları,  televizyonlar, çamaşır bulaşık makineleri, bilgisayarlar, koltuklar, kanepeler, sitreç pantolonlar, tişörtler, bikiniler, mayolar, markalı spor ayakkabılar, viski, bira, votka, cazlı düğün adetleri, idamı kaldıracak kadar sınırsız suç işleme özgürlüğü vs. verdiler. Karşılığında sade bizim değil tüm İslam coğrafyasının mutluluğunu, huzurunu çaldılar.

Son 40 yılda bu coğrafyada akan kan, çekilen sıkıntı her iki dünya savaşında bile çekilmedi.

Ama bu son 40 yılda ABD dünyanın tek hâkimi, tüm dinlerde lanetlenmiş İsrail gizli yönetici güç olmayı başardı.

Aldatılmış, kandırılmış günlük maişetinden ziyade günün modern yaşantısının gerekleri için, her kutsalı, her manevi değeri unutup kapital savaşına düşürülmüş, kardeşliğini, dindaşlığını, tarihini, geçmişini, ortak manevi değerlerini unutmuş bir toplum isek bu yaşananlar normaldir. Devletler iktidar ve hâkimiyet kavgasındakiler tarafından yönetilirken, İslam’ın kalbinin bulunduğu ülke ABD kuklası oldu ise, yöneticiler değil sınır ötesini, ülkesinin içini bile unuttu ise, geldiğimiz nokta, HAÇLI ORDULARININ yüzlerce yılda onlarca seferde başaramadıkları için son denemeleridir.   

Elde ettiğimiz medeniyetin bedelini ödemek üzereyiz. Bu gün uğruna tüm değerleri unuttuğumuz medeni kazanımlarımız kendimizi korumakta acaba yeterli olacak mı?

Pakistan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Yugoslavya, Sudan ve Somali’de faydalı olamadı.

Biz medeni kazanımlar için savaş vermeye devam ettikçe, medeni lüks ihtiyaçlar için verdiğimiz savaşta aslımızı unuttukça, aslında intihar ediyoruz. 

 
medeniyet geçmiş ahlak kültür savaş ortadoğu
Bu Haber 2448 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin