Ortaya Karışık...

Biraz düşünelim…

21 Ocak 2017 12:08

Basılı bir gazetede ilk yazılarımızın yayınlanmasından bu yana yarım asra yakın bir zaman geçti. Fiilen gazetecilik yapmadığımız dönemlerde bile yazmaya devam ettik.

Kültürel konularda çok iyi bir arşivci olmamıza rağmen, kendi yazılarımız konusunda tabiri caiz ise çok pasaklıyız. Bugün, değil ilk yazılarımızdan, son yazılarımızdan bile elimizde kalan olmamıştır. Çünkü yazılarımızı hiçbir zaman kendimiz için yazmadık.

Sık sık da kinayeli, teşbihli ve nokta hedefi olmayan yazılar yazdığımızdan şikâyet edilir. Hak verdiklerimiz de olmuştur.

Ama bu yazılarımızdan dolayı zaman zaman, çok basit görünen takdirler bizim ömrümüze ömür katmıştır. Bizim gibi bir Karaman Aşığı kardeşimizin, yüksek bir binada, pencere kenarına çağırıp, şehri gösterip; “Karaman bu hale gelebildi ve bu kadar kalkınıp gelişti ise bunda sizin katkınız herkesten fazladır” sözü bir ömür yetecek doping gibi gelmiştir.

İlk yazılarımızdaki hedefler arasında; tarımsal kalkınma, organize sanayi, vilayet olabilme, sağlık ve eğitim kurumları, üniversite, kültürümüzün korunması ve Karamanın tanıtımı bulunuyordu.

Bunları alt başlıklara sıralarsak çok geniş kavramları işledik. Bunun için de ilk yapmamız gereken Karamanı ve genelde Ülkemizi tanımaktı. Okuduk, araştırdık, sorduk, soruşturduk. Şu an yazılı kaynaklardan oluşan güzel de bir arşive sahip olduk.

Bir şansımız da; bugün sağ olsalar şehrin çehresini ve bakış açısını değiştirecek D. Ali Gülcan, İbrahim Hulisi Güngör, Dr. Mehmet Armutlu, Bekir Sıtkı Erdoğan gibi dinlenmeye çekilmiş, kıymeti bilinmemiş veya az bilinmiş değerlerle tanışmak ve istifade etmek olmuştur.

Bu gün de değerli çalışmaları ile ışık tutan; Av. Ömer Karayumak, Osman Nuri Koçak, Şerafettin Güç, Osman Ülkümen, Hikmet Elitaş, Ahmet Mısırlıoğlu, gibi daha pek çok kardeşimin çabaları aynı yöndedir.

Yazılarımızda konuları işleyiş tarzımızın farklı ve zor anlaşıldığından da zaman zaman eleştiriler alırız. Haklılık payı elbette vardır. Hedefimiz ortak bir kültüre sahip insanlardır. Bahsettiğimiz kültür tahsil ile kazanılan değil yaşam ile kazanılandır. İmkânsızlıkların tahsiline engel olmasına aldırış etmeden kendisini yetiştirip Halk Ordinaryüsü diyebileceğimiz o kadar çok insan tanıdık ki.

Biz de yazılarımızda bu kültür ortalamasını hedef alır, anlaşılabilir olmasına azami dikkat gösteririz. Çok şükür ki anlayanımız bin, anlayamayanımız çok az, anlamak istemeyenimiz de bir kaçtır.

Maddi kaygı gütmeden karaladığımız kâğıtlar, tükettiğimiz mürekkepler ve son yıllardaki elektronik aletlerin eskittiğimiz klavyeleri sayesinde “Allah Rızası” olan hedefimize yürümeye çalıştık.

Çaba gösterdiğimiz amaçlardan haklı olarak istifade edenler bizi mutlu etti; Bir hastanede tedavi görüp sağlığına kavuşan hasta, birkaç dakikada hastaya müdahale eden ambülanslar, 60 kişilik sınıflardan 20 kişiye düşen sınıflarda eğitim gören bir sabi, (1. İstasyon Caddesinde manitasını koluna atıp da yatak odasında yapılmayacakları yapsa da) dışardan gelmiş bir üniversite öğrencisi, Organize Sanayiden dağılan bisküvi ve çikolata kokuları, temelinde alın terimiz olan küçük Sanayi Sitesinde esnafın buğusu tüten çayı, Anadolu Liseleri, Karamanı 7 iklim 4 bucağa bağlayan güzel yollarda seyreden araçlar, ekin biçen biçerdöverler, 4 çeker traktöründe klima ile serinleyip müzik kolonlarından bangır bangır Orhan Abisini dinleyen çiftçiler, barajlar, kapalı sulama sistemleri, köstebek yuvasına dönüp de içinden tarih fışkıran Karaman Kalesi, on binleri ağırlayan etkinliklere ev sahipliği yapan Aktekke Meydanı, (siyasi kaygılarla birkaç kişinin keyfi emellerine tahsis edilerek yüzbinlerce kişinin hakkı gasp edilse de) kurtarılan Hatuniye Medresesi, yolları parke taşlı, parklarında bacıların kirman eğirdikleri köyler, musluğu her açtığımızda içilecek nitelikte olmasa da akan sularımız, yılan hikâyesine dönse de konuşması ve adı bile güzle olan hızlı tren ve hava alanımız vs. bize mutluluk veren şeylerdir.

Hedefimiz maddi kazanımlar değil, memleketin hak ettiği kalkınmaya ulaşması idi. Bu her türlü maddi kazanımın üstünde bir keyif verdi.

 Tüm bunlarla uğraşırken, gayrı meşru çıkarlarına engel olduklarımızdan biraz çektik. Anlayamayıp da kıt aklı ile aleyhte yorumlayıp kılıç kalkan üzerimize gelenlerden de çektik. “Ben Allah’ın yeryüzü temsilcisiyim küçük dağları ben yarattım” deyip de eleştiri ve yol gösterilme gibi güzelliklere haince saldıranlardan da çektik. Bizim maddi beklentilerimiz olmadığını bilip bizim manevi hizmetlerimizi bizden habersiz maddi çıkarlara çevirip cukkalyanlar da oldu. Maddi ya da manevi menfaatleri için yolumuza paspas olurcasına serilip ar günümüzde ve dar günümüzde köstek vuranlar da oldu.

Olsun… Toplum halinde yaşıyorsak bunlar da olacak. “Karamanım bir güldür” dedik dikenin verdiği acıya katlandık.

Durup dururken nereden çıktı bu yazı?

Ben de bilmiyorum.

Karamanın son günlerdeki durgunluğu, suskunluğu, duran yatırımlar, artan pis dedikodular, şer kokan iftira-gıybet, hakkı olmadığını bile bile makam işgal edip kişisel çıkarlarında kullananlar, çevresindeki çıkar guruplarına uçkurunu teslim edip de insanlığını ve güzel hasletlerini kullanmaktan aciz kalanalar, bin bir vaat ile vekâlet isteyip asilleri unutanlar, kalıbının adamı olmaktan uzak dev cüsselerini karıncaların kemirmesine aldırış etmeyenler, Karamana hizmet ve yatırım için gecesini gündüzüne katıp da üç beş çapulcuya çocukça bir mantıkla küsüp “artık ben karışmıyorum” diyen devler, sokaktaki vatandaşta her geçen gün artan huzursuzluk, genel olarak bu Mübarek Şehre yakışmayacak pek çok görüntü etkiledi sanırım bizi.

Biraz düşünebilir miyiz diye belki…

Bir çıkış, bir uyanış, bir kendimize geliş olur mu diye belki…

Kısa vadede bir kişisel çıkarın, uzun vadedeki toplumsal çıkarların önüne geçmesinin, kişiye mutluluk değil bela getirdiğini ikaz için belki…

Biraz düşünelim…

 
Karaman kültür kalkınma siyaset başarı yazı gazetecilik hizmet düşünce liyakat
Bu Haber 2664 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin