ALLAH’IN RAHMETİ ÜZERİNE OLSUN EKREM ZEREN
Küçüktüm ufacıktım, okuyup adam olacaktım. Beş yıl Eyüp
sabrı ve büyük bir itina ile bizleri işlediniz. Bir çocuktan bir delikanlı
olmamızı sağladınız. Beşinci sınıfımızın son aylarında sık sık gözlerinizin
dolmasından, yaptığımız tüm haşarılıklara, haylazlıklara gülerek müsamaha
etmenizden bunun sadece bir meslek aşkı olmayıp içinde kutsal bağları da
barındıran bir atalık duygusu olduğunu anlamıştık.
“Bana her şeyi öğrettiniz hakkınızı helal ediniz” dediğimde
gözleriniz yaşarmış ve: “Ne demek… Helal
olsun. Sizleri böyle liyakatli görünce bin kez helal ederim. Ama siz asıl eksik
kalan bir şeyler varsa onun için hakkınızı helal edin” demiştiniz.
Baki alemde rahmet
içinde uyuyun.
Ama o
öğrettiklerinizin yanında öğretmediklerinizden, öğretmekten kaçındığınız ve
öğrenmemize engel olduğunuz şeyler yüzünden çok çektik. Şahsım için öyle de,
diğer öğrencilerinize bakıyorum onlarda da aynı sorun var. Sizin öğretmediğiniz
şeyler yüzünden epeyce çektik. Bizlere şerefsizliği, hırsızlığı, uğursuzluğu,
develete saygısızlığı, çevreye duyarsızlığı, insanlara kayıtsızlığı, yaşlıya
hürmetsizliği, küçüğe sevgisizliği, bencilliği, düşene tekme atmayı, adam
harcamayı, yalan söylemeyi, rüşveti, torpili, iltiması, yanlışa kayıtsız
kalmayı, parsa toplamayı, yaratılanı hoş görmemeyi, çirkinliği sergilemeyi, yan
çizmeyi, pislik içinde ezilmeyi, haksızlığa boyun eğmeyi, pisliğimizi
başkasının üzerine silmeyi, haram kazanmayı ve helalmiş gibi yemeyi vs..
öğretmediniz. Bunları bilmeyince de bu günün düzeni içinde başımıza gelmeyen de
kalmadı hani.
İlahi nizamın ve
evrensel güzelliklerin bir kenara bırakılıp da bu saydıklarımızın egemen olduğu
toplumda çok zorlandık.
Sizden yediğim iki
okkalı dayaktan bir tanesi kumar seyretmek, diğeri de ödevimi yaptığım
defterimi evde unuttum diye yalan söylemekten dolayı idi. Bir sorunuzu
bilemediğimizde yüzünüz allak bullak olur, bilemediğimize kızmak şöyle dursun,
öğretememiş olmanızın vicdan azabını yüzünüzde görürdük. Bilgi öğrenilecek şey,
ama ahlak yaşanılacak bir olguydu. Bilgi eksiği suç değil ama ahlaki eksiklik
şiddetli suçlar arasında idi. Beş yılda o iki dayak beni iki büyük pislikten
uzak tuttu. Gerçi yalanı kıvıramadığımızdan da epey çektik yani…
Her zaman pırıl
pırıl tıraşlı yüzünüz, başrol artisti edasında taralı ve bakımlı saçlarınız,
sakız beyazlığında gömleğiniz, tiril tiril ceketiniz, jilet keskinliğinde
ütülenmiş pantolonunuz ve altında ayna parlaklığında ayakkabılarınız temizlik
dersini gerektirmese de siz yine de madden manen ve bedenen temiz olmayı
öğrettiniz. Gün geldi yoğurt mayalamayı, gün geldi kaymaktan tereyağı çıkarmayı
öğrettiniz. Gün geldi çaresizliklerin kol gezdiği dönemlerde laboratuar
ortamlarında fizik kimya biyolojinin temellerini işlediniz.
Sizin için not iki
kere ikiyi bilene değil, kaliteli vatandaş olabilecek sıfatlara erişmiş
olgunlukta bireylere verilirdi. Kendi ifadenizle tek kusurunuz olan sigarayı
içtiğinizi bile öğrenciliği süresince pek çok öğrenciniz görmemiştir. Örnek
olmak sizin en iyi öğretim metodunuzdu. Devlete ve büyüklere saygı, millete ve
küçüklere sevgi gerekirdi. Bayrak kutsal, bağımsızlık, sebebi hayatımızdı. Din
insanı insan yapan bir inanç bütünü, iman yaratılmışların en büyüğü olanın
içinde yaşatıp, çevresinde yaşayacağı bir kati kuraldı.
İnsan olabilmek
için, teneşirde yıkanıp da paklanmak yerine toprağa pak girmenin yolu: doğruluk,
dürüstlük, güzel ahlak, ilahi kurallara uymak, devletine saygılı milletine sevgili olmak, evrensel ahlak
kurallarından kesinlikle taviz vermemekle mümkün olmaktı.
Sizin öğrenciniz
olmak Türkçeyi en güzel haliyle kullanmak, el yazısını inci gibi döktürmek, bir
yazar kabiliyeti ile yazılar yazmak, hiç aralık vermeden okumak, güzel olan her
şeyi sevmek, tertemiz giyinmek, güler yüzlü olmak, kavgadan uzak durmak,
gerektiğinde ise hakkını canı pahasına savunmak, kendine yeterli, topluma
yararlı olmaktı.
Aradan yıllar
geçip de, sık sık işyerime misafir olarak geldiğiniz günlerden birisinde şahit
olduğunuz bir olay üzerine: “Evladım
size verdiğimiz değerler kurşun kalemin zor bulunduğu, penisilin kapağından
silgi yapıldığı günlerde ne kadar geçerli ise, bu gün daha da fazla geçerlidir.
Medeniyetin baş döndürücü bir hızla değiştiği, teknolojinin füze hızı ile
geliştiği günlerde imkânlar zorlayıcı olabilir. Bu zorlamalar karşısında
evrensel ahlaki değerlerden taviz vermeye başladığınızda kazançlarınız aslında
kayıp olacaktır. Sakın unutmayın” demiştiniz.
Vermedik Rahmetli
Ekrem Öğretmenim. Karşılığında binlerce kaybımız olsa da taviz vermedik. Tek
başımıza bu kirlenmeyi engellemeye gücümüz yetmedi. Ama engellemeye
çabalamaktan da yılmadık. Daha güzeli o çarkın içinde ufalanıp gitmedik.
Bizlere verdiğiniz
katkıda sık sık birbirinize destek olduğunuz saygıdeğer Necati Güngör
Öğretmenimin sağ ve sıhhatte oluşu, ondaki o üstün güzelliğin hala bu dünyada
devam etmesi sizin yokluğunuzun acısını hafifletiyor. Allah onu bize bağışlasın
ve uzun ömürler versin.
Günümüzde sizin ölçeğinizde değerli meslektaşlarınızı
görünce sizi görmüş gibi oluyoruz. Onların önünde de saygı ile eğiliyoruz.
Sizler geçmişte yaptıklarınızla, sizin ölçeğinizdeki
meslektaşlarınız da bugün yaptıkları bu devletin baki, bu milletin müreffeh
olmasını sağlayacaktır. O bize öğretmediğiniz, öğrenmemize de engel olduğunuz
değerler ise bu günkü liyakatli meslektaşlarınız sayesinde yok olacaktır.
Bize öğrettiğiniz güzellikler için minnet, öğretmediğiniz ve
engellediğiniz çirkinlikler için de şükranlarımızı arz ederiz.
Rahmet ve Nûr İçinde Uyuyunuz Sevgili Öğretmenim Ekrem ZEREN.









