İstanbul’u Fetheden Büyük Sultan
Fatih bir devri açıp, bir devri kapatmıştır. Basit bir tarihi olay değildir.
Çanakkale Zaferi de bir devrin
kapanıp bir devrin açıldığı tarihtir. Sadece Türkler için değil, Dünya’ya örnek
olacak bir savaştır.
Ne kadar anlatılsa, yüzlerce
destanlar yazılsa da anlatması imkânsız şan ve şeref örneğidir.
Büyük zaferin yıldönümünü
kutladığımız şu günlerde özellikle gençlerimizin coşkusunu göğsümüz kabararak
izliyoruz. Toplumun her kesimi Rahmetli Atalarının maneviyatına sahip çıkarak
onları rahmet, minnet ve şükranla anıyor.
Anmak, aynı zamanda da ders
almayı gerektiriyor. Hem de değişen Dünya dengelerinin bizlere çok büyük
sorumluluklar yüklediği günümüzde. Çanakkale Zaferi bilinçlenme yolunda çok net
bir örnektir.
Gözlemlerimiz;, 12-18 yaş arası o
bölgeye giden gençlerde ciddi bir değişim olduğu yönünde. Giderken bir turistik
gezi, bir piknik havasında başlayan bu seyahatten dönen gençlerimiz, daha bilinçli, şuurlu ve büyümüş olarak çıkıyor
karşımıza.
Bu nedenle eğitim sistemimiz içinde
Çanakkale gezileri mutlak yapılaması gereken bir etkinlik olarak ele
alınmalıdır.
Bölgede
yapılan yeni uygulamalar ve düzenlemelerle pek çok vurdumduymazlık da ortadan
kalkıyor. Bunların yanı sıra Bakanlığın kontrolünde gerçekleşen kılavuzluk
hizmetleri de ziyaretçilere Çanakkale ruhunun verilmesi konusunda büyük bir
hizmeti gerçekleştiriyor.
Çok
sayıda ziyaretlerimizde bu kılavuzlardan edindiğimiz bilgiler ve onlarda
gördüğümüz ciddiyet bu bölgenin başlı başına bir okul olduğu fikrini uyandırdı.
Böyle bir seyahatte tanışıp dost olduğum Alan Kılavuzu Kardeşim Soner Özden’den
edindiğim bilgilere göre bölgenin tanıtımı konusunda çok hassas ve ciddi bir eğitim
veriliyor. Bu eğitim zaten onların en detay bilgileri, en verimli biçimde
ziyaretçilere sunmasından da anlaşılıyor.
Son
yıllarda Çanakkale menüsü olarak üniversitelerimizde başlanan uygulama
anlamlıdır. Günümüzde orta ölçekli bir ilimizin her gün çöpe atılan gıdaları
aynı ölçekteki açlıkla savaşan bir şehrin insanlarını doyuracak niteliktedir.
Yani ülke savunması için silah cephane ve teknolojik araç gereçten de önce
karnını doyurma kaygısında olan Atalarımızın yaşadıklarından sonra bir yudum
ekmeği, bir pirinç tanesini, bir kuru üzüm tanesini ziyan etme hakkımızın
olmadığını gençlerimiz Çanakkale’den öğreniyorlar.
Çok
geniş bir coğrafyada yaşadığımız özgürlüğün bir avuç vatan toprağı olan
Çanakkale Boğazına bağlı olduğunu Çanakkale’den öğreniyoruz.
Savaşların
büyük askeri güçlerle değil, sınırlı imkânların, iman, inanç, fedakarlık, sadakat, itaat, saygı, sevgi, hoşgörü,
dayanışma ve sabır gibi değerlerle nasıl büyük bir güç haline geldiğinin
bir kanıtı Çanakkale. Bu değerleri
kavrayan insanımızın başarısızlık için mazeret üretme hakkı kalmıyor.
Esir ve
onursuz yaşamak yerine, gelecek nesillerin bağımsızlık ve onurları için taşınan
canın bile bir değerinin olmadığını gösteren bir levhadır Çanakkale. Basit
menfaatlerin korunması adına manevi değerlerinden ödün vermeyi düşünenlere bu
açıdan önemli bir örnektir Çanakkale.
Benim
köyüm, şehrim, bölgem kavramı yerine VATAN kavramının savunulduğu bir alandır
Çanakkale. Gazze’den, Makedonya’dan, Çorumdan, Erzurum’dan Türk Bayrağının
dalgalandığı her karış topraktan çağrılmadan koşan bir karış toprağın Vatanın
ta kendisi olduğuna inanan insanların imtihanıdır Çanakkale.
Eline
diken batan yavrusunu, söz konusu VATAN savunması olunca ellerine kınalar
yakarak davul zurna ile şahadete yollayan anaların fedakârlığıdır Çanakkale.
Bütün
bu özelliklerinin yanı sıra günümüz gençleri için de hayatı anlamanın bir
tablosudur Çanakkale.
Rabbim
bu Millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın…
Rabbim
Bu Milleti bir daha Çanakkale gibi bir imtihana tabi tutmasın…
Rabbim
bu Milleti Çanakkale gerçeğini anlayamayan gafillerden eylemesin…
 
Çanakkale,
şehit,
karaman,
1. dünya,
savaş,
ÇANAKKALENİN,
GÜNÜMÜZ,
E TAŞIDIKLARI