Akıl ve izan konusunda büyük zafiyetler başladı toplumda.
Hani kurt kuzu yavrusuna, mazeret bulamayıp, en sonunda “ben
seni yiyeceğim” demişti ya kurt bile köpek soyundan gelse de mertliğini
gösteriyor.
Evrensel değerler var.
Alkol kötü. Tüm toplumlarda kötü. Hastalıkların sebebi. Suçların
sebebi. Kazaların sebebi. Maddi ve manevi kayıpların sebebi. Mücadele için
büyük çabalar gösterilen bir illet.
12-13 yaşında çocuklar ellerinde alkol şişeleri yolda
sokakta icra-ı rezalet eyliyor. Eleştiriler acımasız: “Devlet yok ki”
Devlet geliyor; Alkolün satılması, içilmesi, üretilmesi ve
alkollü iken işlenecek suçlar konusunda düzenlemeler yapıyor. Devlet yok ki
diyenlerin örnek gösterdikleri ülkelerdeki yaptırımlar ve belki onlardan daha
medeni daha saygılı. Ertesi gün manşetler afişler feryatlar.
“İçkime dokunma, özgürlüklerimizi kısıtlıyorlar.” Bununla da
kalmıyor yanına başka sloganlar ilave: “Vatan satılıyor, şeriat geliyor, katil
polis…”
Alaka? Alaka yok. Belki de var: alaka, ben seni yiyeceğim.
Peki, alkolün insanlara ve topluma verdiği zararlar nasıl
önlenecek?
Mahremiyetin son noktası. Psikoloji bozukluğunun uç noktası.
Teşhirciliğe eş bir giyim tarzı. Yasa çıkarmak şöyle dursun, adını bile anamayacağınız
bir konu.
İş onunla mı kalıyor? Hayır. İnsanın hayvandan ayrılmasını
sağlayan akıl ile birlikte olması gereken edep, haya gibi kavramları ayaklar
altına atarcasına, hayvani hisler ön planda. İki cins arasında bir başkasının şahit
olacağı değil, tahmin bile etmesine imkân olmayan şartlarda olması gerekenler,
kamusal alanlarının ta göbeğinde. Onların ki hayvani duyguları ile de
davransalar da özgürlük, oradan geçen ve 5 yaşında çocuğu etkilenmesin diye yol
değiştiren ve çirkin davranışları uyaranlarınki özgürlüğe müdahale!
İnsanlığın gereği olan EDEP ve HAYA için örtünenlere zindan
edilen kamusal alanlar, fuhuş ve fuhuş antrenmanları yapılan, 99 kusurlu
hareketin sergilendiği alanlar olabiliyor.
Sonrası ızdırap.
Çöken ahlak, toplumsal yapıyı da çökertiyor. Kadına şiddet,
tecavüz, kadın cinayetleri.
Siz toplum olarak hayvani duygularını ulu orta sergileyen
insanlara zemin hazırlarsanız; tahrik, teşvik alkolün edebi yok eden, şuuru
durduran kimyasal yapısı ile birleşince felaketler peş peşe gelir…
Kadın edebini unutur,
kendisini bir et, teşhir metaı olarak görür, özgürlük adına teşhircilik yaparsa
bir gün tahrik ve teşvik ettiği alkolün de şuur bozucu etkisinde kalanlar
tarafından, edep, hayâ duyguları köreltilmişler tarafından tecavüze de uğrar,
cinayete de kurban gider. Belki bu teşvik, kışkırtma ve tahrikleri nedeni ile
hiç alakasız insanların da zarar görmemesine vesile olur.
“Devlet yok ki”cilerin Avrupa’da örnek gösterdikleri modern
ilan ettikleri ülkelerde alınan kararlar eğer bizde uygulansa, ne kadar salak
varsa yola dökülür. Ertesi gün bu kararları gerekçe sayıp provokasyonlara
başlarlardı. Orada mini etek, dekolte, kışkırtıcı ve tahrik edici giyimlerin
yasak edildiği ülkeler, kentler vardır.
Çözüm mü? Elbette değil. Yasaklamalarla bir yere varılamaz.
Bu işin temeli eğitimdir.
O noktada da aynı güruh ile bir daha karşılaşıyorsunuz.
Eğitim müfredatına bu tür şeyleri koymaya kalktığınıza yine o güruh karşınızda.
“Çağdaş eğitime darbe vuruluyor, gerici eğitim sistemi, çocuklarımızın
özgürlükleri katlediliyor” sloganları gene yüksek perdeden başlar.
Ahlaki eğitim
vermezsen ahlaksızlığı nasıl engellersin?
Tüm bu dengesizlikleri görmeyip mutlak doğruya odaklanır da yapmaya
kalkarsanız en büyük tokat hazır: “Dikta, faşist yönetim.”
Yurdumuz 4 yönden 8 ordu ile kuşatılsa bu kadar tehlike arz
etmez. Bu Millet kahramanca kovar. Ancak içimize sokulmuş bu ahlak yıkıcıları 8
değil 80 Yunan ordusundan beter.
Üstelik milletimiz, edep hayâ, ahlak ve insanlık timsali
olduğundan bu tür pisliklerle nasıl baş edeceğini pek bilemiyor. Şaşırıyor.
Ama bu konunun çözülmesi lazım. Devlet içinde aganigi
yapılan bir parka çeki düzen verdi diye İstanbul’u ayağa kaldıranlara aldırış
etmeden bu tür ahlaki yıkımı engelleyici çalışmalara devam etmelidir.
Fertler olarak da aile içinde, öze dönük eğitimleri çocuklarımıza
uygulamalı ve kurallarımıza uymayanları da sosyolojik yalnızlığına gömmeliyiz.
Acınacak ve üzülecek bir nokta var ki: İçimizden birileri
çıkıp da; solcu olmak, demokrat olmak, aydın olmak, özgür olmak, medeni olmak,
çağdaş olmak adına; alkole, teşhirciliğe, çıplaklığa, gençlere ve çocuklara
kötü örnek olunacak ahlaki davranış bozukluklarına destek vermiyor mu? İşte
bizim çözemediğimiz ve çözemeyeceğimiz esas felaket bu… İşte bizi üzen,
kahreden şey de bu! Tüm yapısı ile beğendiğimiz sevdiğimiz, fikirlerine
katılmasak da saygı duyduğumuz, aynı havayı soluyup, aynı toprağın ekmeğini
yediğimiz insanlar bir anda anlaşılması güç birer ucube oluyor.
Hele bir de bunu siyasi mülahazalarla, karşı siyasi fikre
muhalefet olsun diye yapmıyor mu? İşte o zaman bir utanç tablosu çıkıveriyor.
Bu gemi tek. Kim yönetirse yönetsin batınca içindeki herkes
batar. 4 taraftan 8 orduyu kolayca def edecek olan bu millet ahlaki çöküntü ile
çalkalanırsa komik olur…
Her ne pahasına olursa olsun DEVLET ve bu gün DEVLETİ
YÖNETEN HÜKÜMET gereken ruh, beden, ruh ve toplum sağlığı nı koruyucu önlemleri
korkusuzca almalıdır.
Bu memlekette ahlakın tarifini değiştirmeye halk düşmanlarının
gücü yetmeyecektir.