İki
kafadar arkadaş vardır. Çalışmayı hiç sevmezler. Beleş için de her yönü
denerler, kolay kazanç için yapmayacakları da yoktur. Adliye yakınlarını mesken
tutarlar. Şahit arayan herkese profesyonel şahit olurlar. Hani denir ya 2 şahit
bir adamı astırır. Bunlarda öyle. Parayı basan bunları öğütler. Bunlar da hâkim
huzurunda bülbül gibi şakırlar.
Bir gün bunların yanına şehrin bir işadamı
yanaşır. “Yahu arkadaşlar falanca kişi ile bir alacak verecek davam var. Gelin
bir şahitlik yapın da kurtarın beni” der. Dava konusu hakkında hiçbir bilgisi
olmayan adamlardan birisi müşterisinin gözüne girmek için atılır. “Aha vermedi
mi o adam senin paranı yahu utanmaz adam ne karda uzun zaman oldu.” Müşteri
afallar. “Dur be borçlu olan benim.” Pişkinlik şiarı olan yalancı şahit atılır.
“Yanlış anladın abi, ben dedim ki kaç sefer ödeyeceksin o parayı daha öce den
de ödemiştin anlamında söyledim.”
Siyasi tartışmalar her devrin,
her meclisin, her ortamın konularıdır. Yıllardır yapılır. Herkes fikirlerini
ortaya koyar. Bu fikirler genellikle ait olunan siyasi partinin, liderin ve
yelpazenin kanadına uygun görüşleridir.
Şu
günler hayretler içinde yeni tartışmaları izliyoruz. Fıkradaki adamın
pişkinliğini gösterenlere de hayretler içinde gülüyoruz. Dün söylediklerine
karşı çıkanlara, “emperyalizmin faşist uşakları” diye saldıranlar, bu gün o
savundukları fikirlerin çok güzel uygulamalarını başkaları yapınca feryat figan
karşı çıkabiliyorlar.
Daha
dün “Moskova’nın Pekin’in satılmış uşakları” diye nitelendirdikleri kişilerin
fikirlerini bu gün kendileri savunabiliyorlar.
Cumhuriyet,
demokrasi, özgürlük, etnik köken, milliyetçilik, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler
birliği, yasama gücü, fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü, güvenlik gücü, komşu
ülke ilişkileri, idari yapı, iktidar olma, iktidarı yıkma, gibi kavramlar artık kişilere göre farklı
anlamlar ifade etmeye başladı. O kişiler de 20-30 yıl önceki saflarda değiller
artık. Nerdeyse tam tersi kanatlara geçtiler.
Rahmetli
Özal, Rahmetli Türkeş, Rahmetli Erbakan, Rahmetli Ecevit, Rahmetli Yazıcıoğlu
ve diğerleri bu memleketin değerleri idi.
Sevelim, sevmeyelim, beğenelim
beğenmeyelim, fikirlerine inanalım inanmayalım, uygulamalarına olur verelim
vermeyelim, bu memleketin değerleri idi. Bu memleketi yönetirken veya
muhalefette iken değerlere sahip çıkabiliyorlardı.
Bu gün de memleketimizin
siyasetinde söz sahibi olanlara hak ettikleri değerleri vermeliyiz. Fikirlerine
katılmasak bile, çok yanlış bulsak bile hepimiz aynı gemi içinde seyahat eden
yolcularız. Birbirimize düşerek, yıpratarak, saldırarak içinde bulunduğumuz gemiye
zarar veririz.
Geçmişte yukarda saydığımız
liderlerden hepsi, muhalefette oldukları dönemde yapılan olumlu şeyler
karşısında takdir duygularını ortaya koyarlardı. En azından sükut gösterir
ikrarlarını belirtirlerdi. Olumsuzluklar karşısında eleştirileri bilinçli,
seviyeli ve yol gösterici nitelikte olurdu. Taraftarlarının nabzını iyi tutar,
taşkınlık ve sapkınlıklara asla izin vermezlerdi.
Sık sık önlerine set çekilip,
yollarına kayalar atıldığı zamanlarda birbirlerini satmak yerine memleket
menfaatlerinde bir araya gelebilirlerdi. Emperyalistlerin tuzaklarına karşı
birbirlerini ikaz eder yardımcı olurlardı. Yıkmak yerine yapmak yönünde
tercihlerini koyarlardı.
Bu ülke, fikirlerin çizgi dışında
savunulmasından, diyalog ortamının yok edilmesinden, kardeşin kardeşe düşman edilmesinden
çok çekti.
Bir siyasi fikir lehine taraf
koymuş birisi, sırf “tarafım burası, bu tarafta olmaktan dolayı karşı tarafın
tüm savlarına karşı çıkmam gerek” mantığı ile bir şeyler söylemeye kalkarsa bu
yalancı şahitliktir. Bir konuda yalancı şahitlik için bile bir laf
söyleyeceksek yalancı şahitlerin yaptığı gibi ikiyüzlü değil, en azından konu
hakkında yeterli bilgiye sahip olup konuşmak gerekir.
Ama çok daha güzeli bilmediğimiz
konularda ahkâm kesip, yalancı şahitlik yapmamak lazımdır.
Ders olmalıdır…
 
siyaset,
lider,
fikir