Hasan
ÖZÜNAL
hasanozunal@gmail.com
Zaman zaman kalemimizi çok keskin kullandığımız ve
eleştiride insafsız olduğumuz söylenir.
Bu aslında işimizin bir parçasıdır. Toplumdaki
olumsuzlukları ve yanlışları gözlemlemek, halkın fikirlerini toplamak ve
bunları kamuoyu ile paylaşmak bir gazeteci - yazarın görevidir. Elbette bu
noktada hakkaniyet, adalet, dürüstlük ve gerçekçilik kurallarını asla gözden
ırak tutmamak gerek.
Dolayısı ile olumsuz eleştiri olarak getirilen bu yaklaşım işimizi
bilenler tarafından olumlu yönde değerlendirilmektedir.
Son günlerde
mesleğimizin yüz karaları maddi ve manevi çıkar temin edemedikleri yerlere
saldırı konusunda ataktalar. Yazdıkları edebi açıdan olduğu kadar ahlaki açıdan
da ne idiği belirsiz şeyler. Aslında kişisel yapılarından dolayı da eleştirmek
için anlaşılmayan bir alay zırvayı peşe peşe dökerek çamur atmak istediklerine,
övgülerde bulunduklarının farkında değiller. Zira okuyucu değerlendirmeleri
daha ilk kelimede yazanın ne mal olduğunu bildiğinden hedef kişiyi beyninde
zaten aklamış oluyor.
Son zamanlarda Karaman Valisi Murat Koca için yazılan
çizilenler de bu yönden ters tepti.
Emniyet mensupları ve trafik müdürlüğü için yazılanlar da
öyle.
Sayın Koca Kamuoyu nezdinde ciddi bir güven ve liyakat
çemberinde. Biz biraz şu Karamanımızın trafiğine değinelim;
Araç sayısı ve araç seyrüseferi açısından Karaman artık gına
noktasına gelmiş durumda. Kolayını bulsak işyerlerinin ve apartmanların 5.
Katına da araçlarımızla çıkacağız. Yürümek bizler için adeta 2. sınıf vatandaş
hissi uyandırıyor. Beş-on metrelik yollara bile aracımızla gider olduk. Her
araç sahibi aracını işyerinin ya da evinin tam kapısında görmezse kıyametler
kopuyor. İşyerlerinin yoğun olduğu cadde ve sokaklar araç trafiğine kapatılınca
isyan başlıyor, açılınca da her an kargaşa ve kızılca kıyametler kopuyor.
Tek sıra park izni olan bölgelerde 2. Sıra parklar olağan
hele geldi. Ama 3. Sıra parkları da sık sık görmek mümkün.
Günde 5 dakika çalışan bir araç şehrin en işlek bölgesinde 20
saat park yeri işgal etmekte seyrüseferleri aksatmakta.
Sadece yüz metre gidilecek bir mesafenin ilk 50 metresinde
gazı köklemek, ikinci 50 metresinde de frene basmak en iyi şoförlük gibi
algılanıyor.
Sadece beş metre ilerde park yeri olsa bile oraya park edip
işimizi halletmek yerine 2. Hatta 3. Sıra park etmek anadan doğarken aldığımız
bir doğal hak oldu.
Tüm 4 tekerlilerin yanında Karamanın bir de 2 tekerli araç
sorunu var. Arazinin düz olması bu araçları kaçınılmaz yapıyor. Mototsiklet,
mobilet, moped, derken günlük hayatımızda bir de sukıtır ve elektrikli
bisikletler yerini aldı.
Karaman için trafik sorununa ideal çözüm olan bisiklet ve bu
elektrikli bisikletler de bir anda sorun olup çıktı.
İmal edilirken hiçbir denetimin olmadığından mıdır nedir, bu
araçlar birer kros aracına dönüştü. Şehir içinde konulmuş azami hızların çok
üstünde hıza ulaşan bu araçlar can kayıplarına sebep olmaya başladı.
Sanayinin zeki ustaları da moped, mobilet ve elektrikli
bisikletlere uyguladıkları yeni aparatlarla bunları adeta ölüm makinesine
dönüştürdüler.
Bir helikopterden, uçaktan daha fazla gürültü çıkaranlar,
diskotek sahnesini andıran ışık donanımları ya da hiç ışıksızları, üstünde
balıklama yatarak komik hız arayışları yapılan ucubeler çıktı ortaya.
Yasal zorunluluk olan emniyet kemeri gibi kask da polis
kandırmaca aracına dönüştü. Çok titiz kullanımlar görülse de gidona asılı birer
aksesuar olarak kullanılmaya başlandı.
Sonuçta basın mensubu olarak hiç de hoşlanmadığımız çirkin
haberleri yapar olduk. Her gün istisnasız motor, bisiklet kazalarında ölenlerin
haberleri sütunlardan düşmez hale geldi.
Tüm bunların birinci derecede ilgilisi elbette Trafik
Polisleri.
Son yıllarda emniyet teşkilatımızdaki verimli uygulamalar
asayişimizin göz bebeği olan polislerimizi mükemmel hale getirdi. 50 yıldan bu
yana her olayda karşılaştığımız polisimizdeki bu inkişaf ayakta alkışlanacak
türden.
Ne var ki bu denli olumsuz trafik koşullarının olduğu bir
beldede liyakat ve nezaket içinde görevini yapanlara karşı acımasız yaklaşım
elbette utanç verici.
Vatandaşın can ve mal güvenliğinin sağlanmasına yönelik
çalışmalarından ötürü bir meslek gurubuna saldırmak hangi mantıkla izah
edilebilir.
Siyasi ekonomik ve bürokratik baskılardan kurtulması için
mücadele verdiğimiz emniyet teşkilatımızın bir de kamuoyu baskısına maruz
kalmasına çalışmak topluma ihanettir.
Hatta biraz daha ileri de gidebilir ve bugün bu baskılardan
dolayı denetim ve uygulamaların yetersiz kaldığını bile söyleyebiliriz. En
bariz üç-beş suçu işlemiş bir sürücüye yapılan işlemden dolayı titri ne olursa
olsun kendinin bir BAŞ sayanın, telefona sarılıp da “yahu ne var bunda görmeyiverin”
demesi insanlık dışı, kabul edilemez bir adiliktir.
On yaşında çocuğunun altına bir aracı verip de sokaklarda
kros yaparak ölümle dans etmesine göz yuman bir veli elbette bu uygulamalara
akıl erdiremeyecektir. Evladını kaybetme acısını yaşadığı gün de iş işten
geçmiş olacaktır.
En büyük suçumuz ve hatamız da belki 155 hattını hakkı ile kullanmayışımızdır.
Yüzlerce dakika beleş diye saatlerce elimizden düşürmediğimiz telefonları bir
hatalı park için, bir olumsuz sürücü için, ölümle dans eden bir çocuk için de
kullansak vebalden kurtulmuş oluruz.
Bizler 155 i ne kadar
çok kullanırsak bilelim ki 112 hattı o kadar az kullanılacaktır.
Tüm yollar benim, tüm haklar benim ve tüm öncelikler benim, trafik kuralları mantık dışı ben kendi
mantığımla hareket ederim diye diye ölmekten bıkmış bir toplum olalım. Artık
yetsin ve bitsin.
Bizler görev yapan trafik polislerine ne kadar az müdahale
eder ve işlerinde yardımcı olursak bilelim ki şehir içi kazalar ve ölümler o
kadar azalacaktır.
Halkına işkence ederken bölgeye basını almayan, en küçük
trafik suçunun bir cinayetle eşdeğer olduğu ülkelerdeki demokrasilere hayran
olma aptallığını bir kenara bırakıp Cennet yurdumuzun sınırsız demokratik
imkânlarını, özgürce ama akıllıca kullanmayı artık öğrenelim.
 
trafik,
park,
polis