Sahi Biz Bu muyuz?
Tüm telkinlere cevap vermekte güçlük çekiyoruz.
Sahi Biz
Gerçekten Bu Muyuz?
Sabra
zorluyorum aklımı.
Hoşgörü
telkin ediyorum gönlüme.
Sakinlik
öneriyorum fikirlerime.
Olmuyor…
Uluslararası
ilişkiler var biliyoruz. Dünya’da dengeler var. Bu dengeler son yollarda sırat
köprüsünden beter. Biliyoruz.
Türkiye ateş
çemberinde.
Nüfusu
Müslüman olan ve mahvedilmemiş son ülke Türkiye, onu da görüyoruz.
Ama yine de
olmuyor… Sabredemiyoruz, aklımız almıyor…
İşyerlerindeki
ürünlerin büyük çoğunluğu uzak doğu malı. Onların da neredeyse tamamı çin malı.
Kalitesiz, pespaye, değersiz.
Ama
hanelerin bütçelerinden büyük bir pay onlara gidiyor.
Ticari
dengelere bakıyoruz. Bizden bir alıyor, on satıyorlar. Üstelik bizden
aldıklarını işleyip gene bize satıyor.
Tüm bunlara
rağmen nesilleri yok etmek adına önüne geleni yok ediyor.
Tüm
dengeleri, şartları bilsek de sabredilmiyor, sakin olunamıyor, hoşgörü
sınırlarına nokta kadar da olsa girmiyor olanlar.
Biz onların
pespaye mallarına çuvallarla para ödedikçe, onlar bu paralarla soydaşlarımıza
işkence dolu hapishaneler inşa ediyorlar. Sudan bahanelerle onları öldürüyor
yok ediyorlar.
Ne kadar
zorlansak da genç kızların köpek, yılan, çıyan, hamamböceği yiyen pis çinli
evlerinde halayık, cariye, kapama, köle olarak kullanılmalarına rıza
gösteremiyoruz.
Kaldı ki; bu
kızlar Türk kızı değil de haçlı kızı, yunan kızı olsa da fikirlerimiz yine
isyan olurdu.
Halk olarak
duyarsız kalıyor, onların mallarına rağbette yarışıyor, alıp satmaya can
atıyoruz.
Devlet
olarak, Orta Asya’dan seçim müzikleri getirip oy toplarken tanıdığımız
insanları, hapislerde işkence ve zulüm altında ölürken tanımıyor, unutuyor,
görmüyor, ilgilenmiyoruz.
Milyonlarca
Suriyeliye insani yardım mantığı ile toprağımızı, hazinemizi, tüm benliğimizi
açarken var olan vicdanımız, merhametimiz, o âli insanlık duygularımız, söz
konusu Türkistan Türkleri olunca tüm hassasiyetimiz uykuya dalıveriyor…
Kaldı ki kapı komşularımıza yapılması gereken tam da bu idi...
Dünya‘da az
yetişen ve özümüzün özünden sanatçılarımıza sahip çıkamayıp, haçlının, kültür
emperyalizminin misyonerleri olan pisliklerine çılgınca bağlılık duyuyoruz.
Ey Abdurrehim
Heyit! Aylardır neler çektiğinden haberi bile olmadı bu Türkiye’nin. Hatta hapse
girmen bile kimsenin kılını kıpırdatmadı. Çoğumuz duymadık bile. Kaşıkçı
cinayetinin binde biri kadar sesin çıkmadı. Bu güne kadar birkaç yıldan fazla
insanın dayanamadığı işkence odalarına 8 yıllık mahkumiyetle atıldığında, bu
gün, bu akıbet belli idi. Ama fark etmedik, umursamadık, duymadık, bilmedik.
Türk
Televizyonu adı altında yayın yapıp da, falanca kokonanın hangi yemekte, hangi
küpeyi taktığına saatler ayıranlar seni haber dahi yapmadılar.
Soframızdaki
soğan, patates ve bir bağ yeşil soğan kadar hükmü yokmuş kültürün, ahlakın,
edebin, geçmişin, tarihin, maneviyatın, köklerin, genlerin, sanatın ve
insanlığın.
Utanıyoruz.
Sabredemiyoruz.
Susamıyoruz.
Üzgünüz.
Tüm
telkinlere cevap vermekte güçlük çekiyoruz.
Sahi: BİZ
GERÇEKTEN BU MUYUZ…
Not: Yazıyı yayınladıktan kısa bire süre sonra çin haber ajansları Ozan Yaşıyor konulu haber yapmaya başladılar.
Tüm kalbimizle doğru olmasını diliyor, dua ediyoruz...
Şayet öyle ise özgürlüğü için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.









