Salgın Hastalığı Birlik Olup Yenmek
Bu salgın çağdaş dünyanın bir imtihanı gibi neredeyse…
Salgın Hastalığı Birlik Olup Yenmek
Daha dün çocuklara bomba yağdıranlar, kimyasal gazlarla
insanları hunharca öldürenler bugün kendi insanlarını ölümden korumak için
canhıraş bir uğraş içindeler…
Daha dün para bende, güç bende diyen ülkeler milyarları da
verseler bir gram ilacı bulamayıp çaresizlik içinde kıvranıyorlar.
Dün ölmeyecekmiş gibi “daha çok” için çırpınanlar bu gün bir
nefes fazla alabilmek için “daha çok” u değil “her şeylerini” vermek için
hazırlar…
Bu salgın çağdaş dünyanın bir imtihanı gibi neredeyse…
Unutulmuş evrensel değerleri hatırlatıyor insanoğluna.
Din, dil, ırk, coğrafi bölge, maddi varlık, mevki ve makam
gözetmeden elinde keskin bir kılıç, doğramak için tüm dünyayı turluyor…
Teknolojik ulaşım araçlarının küçülttüğü dünyada, bölgesel
olmaktan çıkıp küresel bir risk olmaya devam ediyor.
Nefes alan herkesin ve her devletin alması gereken büyük
dersleri içeriyor.
“Oku üfle, zikir çek, ahiretini kurtar” mantığındaki İslam Âlemi
özellikle ders almalı.
“Hiç ölmeyecekmiş gibi” kısmını unutup “yarın ölecekmiş gibi”
baki âlemi hedefleyen zihniyeti bir daha sorgulamalıyız.
Takdir ve tedbir, kaza ve kader gibi kavramlar ile ilim Çin’de
olsa da arayıp bulunuz sözündeki inceliği iyi bir tahlil etme zamanıdır.
Bir ameliyatım esnasında narkozun etki etmemesi üzerine acımı
hafifletmek için mırıldanarak okuduğum ayetleri düzelten bir tıp profesörünü 50
yıl da geçse unutamadık. Branşında çok seçkin bir uzman olan bu Hoca aynı
zamanda bir hafız idi. Bize her iki yolun da ne kadar gerekli olduğu konusunda
büyük bir ders vermiş moral içinde sağlığımızı hediye etmişti.
Sonsuz ve sınırsız özgürlük peşinde koşan insanoğluna büyük
bir imtihan aslında bu salgın.
Seyahat kısıtlaması, sokağa çıkma kısıtlaması, eğlence ve
keyiflerinden fedakârlık etme mecburiyeti, daha çok kazanma hırsına vurulmuş
pranga, fani alemin sonsuzmuş gibi olan görüntüsüne ufukta bir de baki alemin
varlığını hatırlatması gibi çok önemli kavramları hatırlattı topluma.
Temizlik kelimesinin önemini, başta kişisel disiplin ve
hemen akabinde de toplum disiplinini nasıl tesis etmemiz gerektiğini öğretti.
Tek olarak çaresizliğimizi, yakın çevre ve daha geniş
anlamda da Devletin gücünün ne demek olduğunu gösterdi. Yöneticilerin basiret
ve liyakatlerinin şart olduğunu kanıtladı.
Evde kalarak bir lokanta ve otelden ibaret olmaya başlayan
aile mekânlarımızın aslında YUVAMIZ olduğunu öğretti. Okumanın, dinlemenin,
öğrenmenin ve belki de birkaç satır olsa yazmanın verdiği açlığı doyurmak için
fırsat oldu.
Belki olumsuzluklar olarak, her devirde karaborsacı, fırsatçı
ve hainlerin varlığını, kendine, başkasına saygısı olmayanları, kendi canının
kıymetini bilmediği gibi diğer insanların hayatını tehlikeye atacak kadar “KUL
HAKKI” kavramından habersiz cahil güruhun varlığını gösterdi.
Böylece de önce vicdan eğitimi, daha sonra da beşeri
ilimlerin tabanda yokluğunu gösterdi.
Sabahtan akşama kültürümüzü hançerleyen yaygın yayın
organlarının, böylesi önemli bir tehlike karşısında ne kadar yetersiz, ne kadar
duyarsız ve ne kadar iğrenç olduğunu da serdi gözler önüne.
Elbette çok gurur verici bir konu olarak da, devlet
otoritesine bağlılık da göğsümüzü kabarttı. Basiretli ve titiz kararlara karşı
duruş olmadı. Aksine teşvik ve destek gördü, çok küçük bir azınlık olumsuz
tavır sergilese de ikaz ve kınamalar anında geldi.
O dövülen, hor görülen ve acımasız eleştiriler ile yerden
yere vurulan sağlıkçıların iş başa düşünce ne kadar fedakâr, başarılı ve
liyakatli oldukları kanıtlandı.
Baş tacı Muhterem Babamızın rahatsızlığı nedeni ile salgının
ilk birkaç gününü hastahanede geçirmek zorunda kaldık. Yakından gördük ve müşahede
ettik ki, sağlıkçılardan sağlıkçı olduğunu bilmeyen yüzde bir. Ama hasta
olduğunu ve o kurumdan sağlık hizmeti aldığını bilmeyenlerin oranı neredeyse
yarı yarıya.
Daha ilk baştan 112 acil ekiplerinden tutun, acil servis
doktor ve ekiplerine, kliniklerdeki sorumlu doktorlardan personellerine,
dönüşte naklimizi sağlayan hasta nakil aracının güzel gönüllü şoförüne
varıncaya dek, olağanüstü hali çok güzel yönettiklerine şahit olmak bizi mutlu etti.
Bir şans olarak Muhterem Babamızın sorumlu Doktoru gencecik uzmanın sakin,
kararlı, pürdikkat, olgun ve verimli çabaları gösterirken gözlerinde korku,
endişe yerinde sorumluluk ve saygı vardı. Konsültasyona davet ettiği her
uzmanın koşarcasına bize ve her hastaya yetişmeye çalışmaları sadece balkondan
değil gönülden alkışlanacak davranışlardı.
Sadece birkaç dakikamızı ayırıp birkaç yüz yılda bir
gelebilen, modern ve teknoloji çıtası yüksek dünyayı dize getiren bu günlerde
kişisel olarak ne yapmalıyız diye bir düşünsek çok iyi ederiz.
Bilmediğimizi öğrenmeye vaktimiz az, bildiklerimizi
uygulamak için imkânlar kısıtlı ama mecburuz.
Bu günleri gelecekte pişmanlık duymadan atlatabilmeyi,
Kısa sürede bu belanın def olmasını,
Minimum kayıplarla bu beladan kurtulmayı,
Mübarek Kandil vesilesi ile Rabbimizin bizlere, Milletimize
ve insanlığa yardımcı olmasını diliyoruz.
Kandiliniz Mübarek Olsun…









