Sosyal Medya Virüsü
Böylece sosyal medya virüsünün aşısını da bulmuş oluruz.
Sosyal Medya Virüsü…
Korona sağlığı tehdit eden bir virüs olarak dünyayı kasıp
kavurmaya devam ediyor.
Nasıl çıktı, tedavisi nasıldır, aşısı nedir, bunlar uzmanlık
konuları.
Ancak oluşan kaos ve panik nedeni ile de sosyal virüslerin
varlığı daha bir belirgin hale geldi.
Üstelik bu sosyal virüsler öyle kısa sürede ortaya çıkmış ve
yine kısa sürede yok olacak gibi görünmüyor.
“Gök görmedikten borç alma ya düğünde ister ya bayramda”
derler ya işte öyle bir hale düştük.
Toplum olarak dayanışma, yardımlaşma, dikkat, özveri ve
özellikle de haddimizi bilme konusunda çok büyük oranda başarılı olduk.
O siyasi ya da kişisel çıkarlarına uymadığı için eleştirilen,
hatta bazı hainlerin küfrettikleri devlet, dünyaya örnek olacak bir çaba ve
başarı gösterdi.
Vatandaş olarak çok büyük bir kesim alınan önlemlere uymakta
adeta yarıştı. Yardımlaşma konusunda imrenilecek örnekler ortaya koydular.
Kararlar öngörülerle anında ve belki de çok önceden alındı.
Yakın çevremizden öylesi güzel dayanışma örnekleri gördük
ki… Bizi tanıyanlardan arayıp da yardım, destek ve hizmet teklif eden o kadar
çok dostumuz, kardeşimiz oldu ki. Bize bu gün ihtiaycımız olan ve hazinelere
değer bir şeyi verdiler: Moral verdiler. Geleceğe güvenimizi tazelediler,
pekiştirdiler.
Yerel ve merkezi idareye bağlı kurumlar bir karınca gayreti
ile güçlerinin çok fazlasını omuzladı ve çok rahat da taşıdı.
Baştacı Babamızın rahatsızlığı nedeni ile bu salgın
sürecinin bir kısmını Karaman Devlet Hastanesinin Dahiliye Servisinde geçirmek
zorunda kaldık. Yani konunun tam merkezinde. Babamızın doktoru ve diğer klinik
doktorlarının gayretlerine, çabalarına ve bilinçli yaklaşımlarına hoşgörü,
nezaket ve saygıyı da katmaları inkar edilebilecek şeyler değil.
Gazeteci kimliğimiz ile duyulmayanları duyduk bilinmeyenleri
öğrendik. Tüm bunlar gerçekten insanüstü bir çaba ve liyakatin ürünleri idi.
Emeği geçenleri sadece alkışlamakla kalmıyor kalben en derin
teşekkürlerimizi sunuyor ve yedi geçmişlerine dua ediyoruz.
Peki, tüm bu güzellik ve başarılara rağmen nedir bu sosyal
virüs?
İnsanlığın yücelmesi için büyük bir nimet olan sosyal medya
adeta bir pislik yuvasına, bir çöplüğe, bir kavga meydanına döndü.
Sanal dünya Donkişotlara da açık. Gördüğü yel değirmenini
canavar salıp kılıcını çekip saldıranlar da yok değil elbet. Oysa o yel
değirmeni onun karnını doyuran bir araç.
Bu tipler her konuda her şeyi bilen, bir haberin başlığını
görüp metni okumadan, detayları fark etmeyen, konun geçmişini bilmeyen,
içindeki kini ortaya döken, edepten uzak hakaret eden, hayadan uzak küfreden
tipler, sosyal hayatın virüsleri olarak çok ama çok ürkütücü.
Yüz okka takdir ve teşekkür ile birlikte bir küçük
hatırlatma ve ikaz yapan bir STK başkanına linç uygulayanlar belki de haber
metnini dahi okumadılar. Ukalalık virüsü…
Havada uçan kuşun kafasına kaka yapmasını dahi siyasi açıdan
değerlendirenler ya kuşa alkış tutup “bu kuş iktidar kuşu beni seçti” dedi ya
da muhalif ise “iktidar bir kuşun kakasına dahi sahip olamıyor” diye veryansın
etti. Siyasi fanatizm virüsü.
Yapılan ve mutlaka da yapılması gereken işleri görüp de “bu
öyle olmaz şöyle olmalıydı” ya da “ne gerek var ki yapılacak başka iş varken”
diyenler bu güne kadar topluma ve dünyaya hangi faydayı sağladıkları konusunda
bir düşündüler mi ki? Aşağılık kompleksi virüsü…
“Devlet bu işlere neden para harcar, aç insanlar var,
yatırım lazım” söylemleri ile, günlük maişetini kazanmaktan aciz, hep hazıra
konmuş, hep alma eli olmuşların söylemleri ise tam bir facia… Beleşçilik
virüsü..
“Gök görmedikten borç alma, ya düğünde ister ya bayramda”
sözü tezahür etti ve böylesi önemli günlerde bunlar ortaya çıktılar. Toplumsal
dayanışma ve morale ihtiyaç duyulduğu bu günlerde, ceplerinde taşıdıkları kağıt
kimliği hak sayarak, ileri geri atıp tutanlar önce kendilerine zarar veriyorlar.
Belki de bir anlamda bu karmaşada bunların tespiti iyi oldu.
O çok uğraşıp da bir türlü yok edilemeyen ve topluma ayar vermenin ilk şartı
olan mahalle baskısı dediğimiz olgunun bir benzeri olarak sosyal medya baskısı
da gündeme gelmeli ve sosyal medyada baskılar uygulayarak bu tipleri saf dışı
bırakmanın zamanıdır. Nihayetinde bir “TIK” lik işleri var.
Bir de şunu onlara söylemekte yarar var: “Yokluğunuzun
hissedilmediği yerde varlığınız safradır, varlığınızla huzursuz ettiğiniz
yerden yok olarak bir iyilik yapın.”
Bu gün 80 Milyonun birkaç milyonu canlarını da ortaya
koyarak geride kalanların sağlıklarını korumak için canla başla çaba sarf
ediyorlar. Bunlar içinde her siyasi görüşten insanlar mevcut. Sen falancasın
sana hizmet yok demiyorlar.
Eksik ve yanlışlar var mıdır? Elbette olacaktır. Bunların
aciliyeti var ise uygun lisanla ve topluma duyurmadan ilgili kişilere ulaşarak
söylemek boynumuzun borcumuzdur. Yok, aciliyeti yok ise de bugün susmak ve
sabretmek günüdür.
Her geçenin bir sabahı, her kışın da bir baharı mutlaka
vardır. Bu günler gelip geçecektir. Tarihin en karanlık ve karmaşık günlerinden
bir dönem yaşanıyor. Gelecekte bu günlerden utanç duymayacağımız şekilde
davranmak bize yakışanıdır.
Bu günleri iyi gözlemleyip, bize yakışanın itidalli
davranmak, bilmediğimiz konularda ahkam kesmemek, siyasetin bir hizmet aracı
olduğunu her konuya siyasi gözle bakmanın ayrımcılık, bölücülük ve yıkıcılık
olduğunu anlama zamanıdır.
Bu salgın geçtikten sonra bu günlerin en büyük dersi daha
olgun bir toplum olmamız için neler yapmamız gerektiğini düşünmek olacaktır.
Böylece sosyal medya virüsünün aşısını da bulmuş oluruz.
Kişisel olarak: Sağlık sektöründe çalışanları, Emniyet
Güçlerini, Karaman Belediyesini, Konuya dahil olan STK ları, Gönüllü kişi ve
kuruluşları, Nakliyecilerimizi, Küçük esnafımızı, özellikle kurallara uyan 65
yaş üstü vatandaşlarımızı, Kızılay Karaman Teşkilatını, konuya duyarlı yaklaşan
ve doğrulatmadığı haberi yapmayan yerel basın kuruluşlarındaki meslektaşlarımı,
muhtarlarımızı ve özellikle mahallelerde komşularının durumu ile yakından
ilgilenip seferber olan halkımızı tebrik etmek isteriz.
Allah bu belayı ülkemizden ve dünyadan bir an önce def etsin
İnşallah…









