Üretmeden Tüketen Mahvolur…
Açıklaması: Her 100 kişiden 3 kişi üretiyor. 21 tanesi bu üretimi pazarlıyor ya da üretim yapanlara tedarikçilik ediyor.
Üretmeden Tüketen Mahvolur…
Üşenmedik…
Tanıdığım çeşitli kesimlerden 100 kişi üzerinde bir araştırma yaptık.
Özellikle listenin başına kendi ismimizi yazdık.
Bu 100 kişiden üretim yapan sayısı maalesef 24 de kaldı.
Bu 24 kişiden sadece 3 tanesi mal veya ürün üretiyordu.
21 tanesi de hizmet sektöründe…
Açıklaması: Her 100 kişiden 3 kişi üretiyor. 21 tanesi bu
üretimi pazarlıyor ya da üretim yapanlara tedarikçilik ediyor.
Geride kalan 76 kişi? Bu mal ve hizmetleri tüketiyor. Listenin başındaki ben de…
(Hobi bahçesinde ürettiğim tomatis, büber, badılcanları ve gabakları
saymıyorum)
Peki, bu 3 kişilik üretim yetiyor mu?
Elbette yetmiyor… O 21 hizmet üreten o zaman dışarıda üretilen mal ve ürünlere
yöneliyor. Ticaret yapmak ve arz talep dengesine cevap verebilmek için.
Tüketen 76 kişinin tüketimine baktığımızda temel, hayati ve
zaruri ihtiyaçların oranı neredeyse yüzde 20 lerde. Geriye kalan yüzde 80 i ise
ya lüks ya da israf tüketimi.
Bu ihtiyaçların karşılanmasında gerekli olan para nereden
temin ediliyor?
İşte can yakıcı bir nokta da bu… Üretimden oluşmayan gelirler.
Ya rant, ya kira geliri, ya faiz ya da krediden temin edilen kaynaklarla
tüketim çığırından çıkmış bir vaziyette…
Aylık geliri birkaç bin TL olanların yaşantısı on binlerce
liralık bütçe gideri ile sağlanıyor… Bir araç olan otomobil amaç, giyim fantezi,
yeme içme lüks, cep telefonu çılgınlık seviyesinde.
İşlediği arazinin 4-5 katı fiyata traktör alan çiftçinin gerekçesi komşum aldı.
20 Bin TL lik otomobil ihtiyacını karşılayacak kişinin altındaki 120 Bin TL lik
otomobil için savunması yatırım…
Evini satıp Bankadan kredi çekerek uzun vadeli ev alıp, sattığı evin parası ile
de içini dekore edip uçuk bir konuta sahip olanın savunması güya tasarruf…
10-20 Kuruşa mal olan bir çayı 3-5 TL ye içen aslında parayı çaya kahveye
değil, o mekânın on binleri bulan aylık kirasına, tefrişatta birkaç ayda çöpe
atılacak uyduruk malzemeye veriyor. Halk lokantasında 20 TL ye, yuvasında 3-5
TL ye karnını doyurabilecekken şatafatlı mekânlarda kişi başı 50-100 TL ye
tıkınanların gerekçesi ise daha komik; medeni olmak…
Ve bu harcamaların hiç birisinde üretim yok ve zaruri ihtiyaç listesinde de yok…
Tüm bunlara milletimizin çok kötü bir huyu olan dedikodu ve
laf üretme hastalığını da eklersek son olayların neden bu kadar konuşulduğunu
daha iyi anlarız. Piyasadaki yüzbinlerce ürün içinden fırsatçı birkaç kişinin
kumpası ile suni olarak soğan fiyatları artınca sabahtan akşama bir ton soğan tüketircesine
bir isyan başlatmadık mı?
Çok iyi ana baba olmak adına bir dediklerini iki etmediğimiz
evlatlarımızın gerçek ihtiyaçları olan temel değerleri bir kenara bırakıp lükse
gark ettiğimiz de bir gerçektir. Hatta yuvasını kurarken kullanacakları
eşyalara ve malzemelere harcadığımız paranın birkaç mislini sadece bir gece
birileri erik dalı oynasın diye, lüks düğün salonları ve bu konuda oluşmuş
israfçı sektör para kazansın diye harcadığımız da gerçektir.
Özellikle zorunlu olmayan tüketim malzemelerinin satıldığı
sıradan bir esnaf dükkânına girip basit bir inceleme yaparsak, göreceğiz ki
satılan ürünlerin nerdeyse tamamına yakını ithal.
Çoğunluğu birkaç dakika kullanılıp atılacak o ürünlere düşünmeden para
basarken, et ve et ürünlerine, süt ve süt ürünlerine, çeşmemizden akan suya,
pazardan aldığımız bir kilo domates bibere verdiğimiz paranın kırk sefer lafını
eden izansız eleştiriler yapmıyor muyuz?
Birileri bizi tarlaya götürüp elimize bir poşet tutuşturup topla şu domates
biberi dese bir kilosunun sadece toplanması için verilen emeği görsek sanırız
tövbe ederiz…
Balımız, tahin/pekmezimiz, kaysı kurumuz, kuru üzümümüz, pestilimiz,
yerli çerezlerimiz raflarda ömür tüketirken atıştırmalık adı altında haçlı formülleri
ile üretilmiş, sağlık yönünden canımıza okuyan malzemeler başımızın tacı olmaya
başladı ve bunların pazar payı akıl alacak seviyelerde değil.
Zehirlenirken bile ucuz ve yerli zehir kötü sayılıp, pahalı ve katkıları ile
zehirlenmeyi kolaylaştıran gâvur cıgaraları havamız olmaya başladı.
Kültürümüz sanal değerler ve cıncık boncuk üzerine inşa
edilmeye başlandı. Üstelik bunları inşa ederken de malzemesini bile dış ülkelerden
borçlanarak almakta bir sıkıntı görmüyoruz.
Belki örneklerim tesadüf oldu. Belki bu yüz kişi daha
bilimsel bir anket için seçilse, ya da kişi sayısı bin/on bin olsa nasıl
sonuçlar çıkar bilemiyoruz.
Devlet isimli baş tacımız kurumumuz da böyle gerekli
şeylerle uğraşmaz biliyoruz. Bu tür tahlilleri yapıp gümrük kotalarını, üretici
teşviklerini, milli eğitimde yönlendirmeleri buna göre yapmayı düşülebilecek
bir yapıda değil zaten… Yapmaya kalksa bin bir kapitalist güç canına da okur
zaten.. Tıpkı bizim bu yazımıza kızacakların olduğu gibi.
Bildiğimiz emin olduğumuz bir şey var: Binmişiz bir alamete
gediyos gıyamete…
Bu Milletin bir tek sorunu var; Temel tüketim malları ve
ürünleri başta olmak üzere ÜRETMEK…
Hemen arkasından ikinci sorunumuz; TÜKETMEK… Ama bilinçli tüketmek.
Öncelikli ihtiyaçları daha çok üretmek ve tüketimde de
öncelikli ihtiyaçları tüketmek.
Basit bir örnek: Cep telefonu denilen alet hayatımıza
girdiğinde bu seviyelere geleceği az buçuk tahmin ediliyor, her ferdin bir tane
alacağı düşünülüyordu. Devlet bunların ithalatına tedbirler getirse, kısıtlasa,
zorlaştırsa, ama içeride ya kendisi tesisler kurarak üretse, ya da tesis kuracak
özel sektöre ciddi destek ve teşvikler vererek kişi başına her 3-5 yılda bir
tane olmak üzere üretim hedefi planlasa idi kaç TON paramız cebimizde kalırdı…?
Bu örneği yüzlerce üründe çoğaltmak mümkün.
Haçlı küresel ekonomi diye bir tuzak kurdu. Biz atladık bu
tuzağa. Sonra da dolar avro sızlanmanın gereği yok.
Ekonomik bağımsızlığın yolu kontrollü ekonomiden geçer. 10
yıla yakındır siyaseti ekonomik çıkar görmeye başlayanlar, MİLLİ Ekonominin
kontrolünü elden kaçırıp sadece kişisel ekonomilerine odaklanınca elin gavuru
da böyle Bizans oyununu burnumuza dayatıverir…
Temel ihtiyaç mal ve ürünleri başta olmak üzere ÜRETMEK…
Temel ihtiyaç mal ve ürünleri başta olmak üzere BİLİNÇLİ TÜKETMEK…









